Hoşgeldiniz: ::EGE EDEBIYAT::
  Yeni Kayıt | Giriş
Konu Başlıkları
Edebiyat
· Düşünme Sanatı
· Okuma Sanatı
· Yazma Sanatı
· Yayınlarımız
· Edebiyat Antolojisi
· Tenkit
· Şairlerimiz
· Yazarlarımız
· Bibliyografya
· Eser Tanıtma Sanatı
· Haberler/Duyurular

Konu Başlıkları
· Edebiyat/Littérature
· Belagat/Rhétorique
· Dil Bilimi/Linguistique
· Anlam Bilimi/Semantique
· Gösterge Bilimi/Semiotique
· Terim Bilimi/Terminologie
· Pragmatik/Pragmatique
· Metin Analizi
· Naratoloji

Kimler Online?
Şu an sitede, 200 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.

Günün Yazısı
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

Geçmiş Yazılar
19.07.09
· METİN İNCELEMESİ ve METİNLERDE GERÇEKLERİN ALGILANIŞ, İFADE EDİLİŞ BİÇİMLERİ
17.07.09
· YABANCI MEŞHUR ROMANLAR : TÜRLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI
06.07.09
· DÜNKÜ ve BUGÜNKÜ BATI SİYASETİ ÜZERİNE BİR BELGE
04.07.09
· ROMANCININ DÜNYASI, Ord. Prof. Dr. Suut Kemal Y E T K İ N
02.07.09
· Fazıl Hüsnü DAĞLARCA: Mustafa Kemal'le Demirkazık Yıldızı
28.06.09
· TENKİT ÜZERİNE
15.06.09
· GAMSIZ'IN ÖLÜMÜ HİKÂYESİNDE METİN İÇİ ZAMAN, Rıza Filizok
01.06.09
· Ali Canip'in Sanat ve Edebiyat ile İlgili Fikirleri
· Ali Canip'in Dil ile İlgili Fikirleri
· Ali Canip'in Edebiyat ile İlgili Fikirleri
27.05.09
· BELAGAT TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ, Rıza FİLİZOK, Safiye AKDENİZ
25.05.09
· 1920-1960 ARASI TÜRK ROMANCILIĞI
19.05.09
· HİKAYE ve ROMANLARDA ANLATICI MESELESİ, Rıza FİLİZOK
10.05.09
· Edebi Eserlerde BAKIŞ AÇISI, Prof. Dr. Rıza F İ L İ Z O K
04.05.09
· SÖYLEM ve ANLATI ÜZERİNE , Rıza FİLİZOK
29.04.09
· HİKAYE ETME DÜZLEMLERİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
22.04.09
· ANDERSEN: Ayın Hikâyeleri
04.04.09
· BİLDİRİŞİM YAHUT İLETİŞİMİN TEMEL ELEMENTLERİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
01.04.09
· OKUMA SANATI ÜZERİNE, Walter Winkelman
06.03.09
· Hikaye Etme Billimi: Temel Bilgiler, Rıza FİLİZOK
01.03.09
· HİKAYE ETME BİLİMİ ( ANLATIBİLİM) : NARATOLOJİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
16.02.09
· EDEBÎ ESERLERDE ZAMAN, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
14.02.09
· TEMEL ANLAM ve YAN ANLAM, Rıza FİLİZOK
03.02.09
· OSMANLICA ÖĞRENMEK İSTEYENLER İÇİN KAYNAKLAR
02.02.09
· DİNLEMEYİ BİLMEK , ALAİN
01.02.09
· FİKİR YAZILARININ TEMEL NİTELİKLERİ, Prof. Dr. Rıza Filizok
24.01.09
· İ S T İ K L A L M A R Ş I M I Z
· TÜRK EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ, İzzet ŞEREF
· SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI ve Cenâb Şehabettin
18.01.09
· Bir öğrencimizin Sorusuna Cevap:
· TÜRK EDEBİYATINA UMUMİ BİR BAKIŞ, Fuad KÖPRÜLÜ
· TİRYAKİ SÖZLERİ, CENAB ŞEHABEDDİN
17.01.09
· ŞİİR DEMETİ
07.01.09
· Recaizade Mahmut Ekrem, Hayatı, Eserleri, Fikirleri
03.01.09
· DİLİN TOPLUMSAL GÖREVİ, Ali A K
02.01.09
· KLASİSİZM, A l i A K
26.12.08
· TÜRK EDEBİYATINDA NEV-YUNÂNÎLİK, Prof. Dr. Şevket TOKER
25.12.08
· K L A S İ S İ Z M , A n d r e G İ D E
· PASCAL : DÜŞÜNCELER
23.12.08
· MANTIK BİLİMİ, DİL BİLİMİ ve ANLAM BİLİMDE CÜMLE, Rıza FİLİZOK
22.12.08
· OKUMA PARÇALARI: GÜZEL NESİR ÖRNEKLERİ
21.12.08
· OKUMAYA DAİR, BACON, Haz.: Nursel ÜKÜNÇ
11.12.08
· ANLAM DEĞİŞMELERİ ve EDEBİ SANATLAR, Rıza FİLİZOK
10.12.08
· ANLAM OLGULARININ SINIFLANDIRILMASI, Prof. Dr. Rıza Filizok
08.12.08
· FİKİR YAZILARI: İSPATLAMA METİNLERİ NASIL YAZILIR? Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
06.12.08
· DİL ve VATANSEVERLİK, EMİLE FAGUET, Terc.: A l i A K
28.11.08
· ÖMER SEYFETTİN'in GİZLİ MABET Hikâyesinde ANLATI ZAMANI
27.11.08
· AHMET HAMDİ TANPINAR: XIX. ASIR TÜRK EDEBİYATI TARİHİ'nin GİRİŞ BÖLÜMÜ'nün ÖZETİ
25.11.08
· DENEME TÜRÜ, Duygu CENGİZ
· ÇOCUK EDEBİYATI

BATI RETORİĞİNDE ANLAM TASNİFLERİ, Rıza FİLİZOK
Tarih: 17.06.2005 Saat: 01:51 Gönderen: egeedebiyat
Anlam Bilimi

DU MARSAİS'nin ve Pierre FONTANİER'in

Anlam Türleri Konusundaki Görüşleri

 



BATI RETORİĞİNDE ANLAM TASNİFLERİ

 

Du Marsais'nin Anlam Tasnifi

 

Edebî sanatlar, genellikle edebî eserleri süsleyen birer sanat vasıtası olarak değerlendirilir ve bu fonksiyonuyla öğretilir. Ancak bu  değerlendirme, kısmen "Bediî" sanatları için geçerlidir;  maksadı ifade etmenin yollarını açıklayan "beyan" sanatlarını sadece süs olarak değerlendirmek mümkün değildir. Edebî sanat sınıflandırmaları, temelde anlam analizlerini yansıtır. Her edebî sanat, bir "sanat" olmaktan önce bir anlam formudur.  "Figure"lerin önemli bir bölümünü meydana getiren  "trope"lar,  her şeyden önce birer anlam değişmeleri sınıflamasıdır. Anlam değişmeleri, Batı retoriğin önemli bir bölümünü meydana getirir, bu değişmeler, retorikteki adı ile "tropes",   antik çağdan beri incelenmektedir.

"Trope"tan bahsetmeden önce, "trope" bir figür türü olduğundan genel olarak figürden bahsetmek gerekir.

Umumiyetle figürün  tabiî ve alışılmış olandan uzaklaşmış söyleme tarzı olduğu söylenir ve bu şekilde tanımlanır. Bununla birlikte, figürler günlük dilde tabiî olarak zaman zaman kullanılır. Figürler, düşünce figürleri ( figures de pensée , figurae sententiarum, schemata) ve kelime figürleri ( figures de mots , figurae verborum) olmak üzere ikiye ayrılır. Düşünce figürleri, "imajination" formlarına bağlıdır; onlar düşünme ve hissetmenin hususî tarzlarını yansıtır, onları ifade eden kelimeler değiştirilse de figür daima aynı kalır. Buna karşılık kelime figürlerinde sözü değiştirdiğinizde figür yok olur. Meselâ "Sahilde kırk yelken vardı." cümlesinde yelken kelimesini gemi kelimesiyle değiştirdiğimizde figür ( burada mürsel mecaz) yok olur.

Kelimeye dayanan figürlerinin dört farklı şekli vardır: 1) Gramercilerin "figures de dictions " adını verdikleri figürler:  Bunlar kelimelerin harf ve hecelerinde meydana gelen değişikliklerdir. Bir iç ses ve orta hece düşmesi olan "Syncope" buna bir örnektir. 2) Sadece yapıdan (construction) doğanlar. Bunlarda yapı "syllepse"de olduğu gibi anlama göre teşkil edilir: "Bunu siz de biz de biliriz. " 3) Bazı figürlerde kelimeler hususî anlamlarını muhafaza ederler, "tekrar"lar bunun bir örneğidir. 4) "Tropes" olarak adlandırılan figürler. Bu figürlerde kelimeler hakikî anlamlarından farklı bir anlam taşır.

Du Marsais bir kelimenin trop olarak kullanılışı dışında da anlam değişiklikleri gösterdiğini kabul eder onları anlam çeşitleri olarak tanımlar. Bizim belagat geleneğimizde ise böyle kapsamlı  bir sınıflandırma yoktur. Cevdet Paşa,  "Belâgat-ı Osmaniye"de anlamı sadece "meânî-i evvel" ve "meani-i sevânî" olarak ikiye ayırır ve bunları "Ve fenn-i beyanca meânî-i hakikiye meânî-i evvel ve teşbih ve kinâye ve mecazât ile irade olunan manalar meânî-i sevâni addolunur" cümlesiyle tanımlar.

Du Marsais'ye göre Hakikî anlam (sens propre) bir kelimenin hakikî anlamı, kelimenin ilk anlamıdır. Bir kelime farklı bir anlamda kullanıldığında mecazî anlamdadır (sens figuré) .

Du Marsais hakikî anlam ve mecazî anlam dışında şu anlam çeşitleri hakkında bilgi vermektedir:

1) İsimlerin sıfat olarak kullanılması, sıfatların isim olarak kullanılması, isim ve sıfatların zarf olarak kullanılması bir cins anlam değişikliği olarak ele alınmaktadır. Bunlar Yapısal anlam analizlerinde aşağıdaki bölümlerde üzerinde duracağımız sıralama ekseninde ortaya çıkan sentakstik anlamlardır.

2) Belirli anlam, belirsiz anlam (sens déterminé, sens in déterminé): Her kelimenin kullanımda belirli bir anlamı vardır, fakat bu anlam bir belirlemeye sahipse de bazen belli bir ferdi, özeli kesin bir şekilde göstermez. Bunlar  belirsiz anlam ("sens in déterminé" yahut "indéfini") adını alır. Muğlak bir fikri, genel bir düşünceyi gösteren, hususi bir nesneye işaret etmeyen kelimeler "belirsiz anlam" taşır. "Söyleniyor, inanılıyor" gibi ifadeler de bu gruba girer, bu kelimeler söyleyen yahut inanan hususî bir şahsı ifade etmemektedir.  Belirli anlam (sens déterminé) tersine hususî bir nesneyi, bir yahut birçok şahsı, bir yahut birçok şeyi ifade eder. Burada geniş anlam (sens étendu) ve dar anlamdan da (sens stricte) bahsedilebilir. Geniş anlamında doğru, dar anlamında yanlış olan önermeler vardır.

3) Aktif anlam (sens actif), pasif anlam (sens passif), nötr anlam (sens neutre): "Aktif" kelimesi, itmek, hareket etmek, yapmak anlamında olan "agere"den gelmektedir. Bir kelime ifade ettiği nesnenin  hareket ettiğini yahut bir duyguya, heyecana sahip olduğunu gösteriyorsa aktif anlamda kullanılmıştır. Bazı hareket ve hisler bir nesneye yönelir, buna felsefeciler  sabreden "patient" derler, sabreden, bir başkasının hareketini üzerine alandır, bir başkasının hislerinin nesnesi yahut "terim"idir. Bu sabredenin acı çektiği manasına gelmez, bir hareket yahut hissin yöneldiği nesne olduğunu ifade eder. "Ali Mehmet'e vuruyor." cümlesinde vuruyor kelimesi aktif anlamda kullanılmıştır. Mehmet bu hareketin nesnesidir. "Kral halkını seviyor." cümlesinde seviyor kelimesi aktif anlamdadır. Halk kelimesi bu hissin nesnesidir. Önermenin öznesi, yahut konuşan bir başkasının hareketinin nesnesi ise, kelime pasif anlamdadır: "Ahmet, Mehmet tarafından dövüldü." cümlesinde dövüldü kelimesi pasif anlamdadır, Dövme hareketinin konusunun Ahmet olduğu anlaşılmaktadır. Ne aktif ne de pasif olmayan kelimeler, nötr anlamlı kelimelerdir. "Oturmak" böyle bir kelimedir. Bazen aktif fiiller nötr anlamda kullanılır, bazen nötr fiiller aktif bir anlamda kullanılır. 

 

4) Mutlak anlam (sens absolu), göreli anlam (sens relatif yahut respectif): Bir kelime diğer bir kelimeyle ilişki kurmaksızın bizzat kendisi bir şey ifade ederse mutlak anlamda kullanılmıştır. "Absolu", "absolutus"tan gelir ve "kendi kendine yeten", "daha fazlasını istemeyen", "eksiksiz, tam" demektir. "Güneş parlaktır." ifadesi mutlak anlamdadır. "Güneş Dünya'dan daha büyüktür" denildiğinde Güneş Dünya'ya nazaran düşünülmüştür. Burada göreli (izafî) anlam söz konusudur. Baba, oğul, hala, teyze kelimeleri göreli kelimelerdir ve göreli bir anlama sahiptir.

5) Kollektif anlam (cemî, tümel)   (sens collectif, sens général); cüzî (tikel) anlam (sens distributif, sens particulier): [Mantıkta grupta gerçekleşen kavramlara kollekkif kavramlar denir, fertte gerçekleşen kavramlara distribütif kavramlar denir. Meselâ "ordu" kollektif kavram, "asker" distribütif kavramdır.] "Kadın konuşmayı sever." Genel olarak kadınlardan bahsedilirken bu hüküm doğrudur; burada kadın kelimesi tümel anlamda kullanılmıştır; fakat bu önerme tikel anlamda yanlıştır; tikel olarak her kadın için doğru değildir. "İnsan ölümlüdür." önermesi tümel anlamda da tikel anlamda da doğrudur. Fertleri bir bütün halinde ifade eden kelimeler, tümel kelimelerdir.

6) Müphem anlam (sens équivoque), şaşı anlam (sens louche): Müphem kelimeler ve müphem cümleler vardır. Bir kelime birden fazla anlama geliyorsa anlamı müphemdir. "Hangi dille konuşacaksınız?" sorusuna mizahî bir eserde "Kendi dilimle" cevabının verildiğini düşünelim. Bu diyalogta "dil" kelimesi müphemdir.  Cümlede müphemlik özne yahut yüklemin iki anlama gelmesinden doğar; bu iki anlamlılık aynı özne ve yükleme bağlanabilecek birkaç unsurun bulunmasından, öncelik ve sonralığın kestirilememesinden kaynaklanabilir.  Anlam şüpheliliği kelimenin sentaks gevşekliğinden de doğar. Kelime, kâh önce gelen unsurlara,  kâh sonra gelen unsurlara bağlıymış gibi görünür; önceki unsurlara mı sonraki unsurlara mı ait olduğuna bir türlü karar verilemez. Şaşı anlam, müphem anlamın bir çeşididir.

7) Cinaslı anlam (jeux de mots ve la paronomase): Manaları farklı, sesleri aynı iki kelimenin bir arada kullanılmasından doğan bir kelime oyunudur. Bu oyun anlama katkıda bulunmazsa, değersizdir, anlama bir katkısı olursa değerlidir.

8) Birleştirilmiş anlam (sens composé), ayrılmış  anlam (sens divisé): İncil'de geçen "Körler görüyor, kötürümler yürüyor." cümlesinde körler ve kötürümler kelimeleri ayrılmış anlamda kullanılmıştır. Burada körler, eskiden kör olan ama şimdi kör olmayan anlamında kullanılmıştır. Saint Paul'ün "Putperestler cennete giremeyecek" cümlesinde putperestler birleştirilmiş anlamda kullanılmıştır. Burada putperest, putperest olarak kalanlar anlamındadır, putperest, putperest olarak cennete giremeyecektir demektir. Tek Tanrılı dinin öncesinde ve sonrasında putperest kalanlar iki ayrı hali temsil etmektedir, kelimenin anlamında bu iki hal birleştirilmiş olarak ifade edilmektedir.

9) lafzî  anlam (sens littéral) ve manevî anlam (temsilî teşbihe bağlı anlam, sens spirituel): lafzî  anlam, bir sözü işitenin zihninde kelimelerin uyandırdığı ilk anlamdır, bu zihnin tabiî olarak kavradığı ilk anlamdır, cümlenin kelimesi kelimesine anlamıdır. Bir ifadeyi hakikî anlamında anlamak, onu harfi harfine anlamak demektir (Ör.: Başım şişti, gözüm korktu). Temsilî teşbihe bağlı anlam, manevî anlam,  hakikî anlamın gizlediği anlamdır, bu gizli anlam adeta hakiki anlama aşılanmıştır. "Parabole"de, fablde, alegoride önce hakikî bir anlam vardır. Bir fablde meselâ iki hayvan arasında geçen bir macera anlatılır. Bu anlatılanlar, fablin hakikî anlamıdır. Diğer taraftan fablin insanlara dolaylı yoldan verdiği bir mesaj vardır, bu manevî anlamdır.  Manevî, yani tesilî teşbihe bağlı anlamın birkaç çeşidi vardır. Bunlar, ahlâkî anlam, alegorik anlam ve mistik anlamdır.

10) Telmihten doğan anlam (sens adapté) : Ünlü bir söz, yakın bir manada yahut tamamen farklı bir manaya gelecek biçimde kullanılabilir. Sözün bu yeni kullanımda kazandığı anlam "telmihten doğan anlam"dır. Parodi, telmihten doğan anlamın bir türüdür.

11) Soyut anlam, somut anlam (sens abstrait, sens concret): Fransızcada kullanılan "abstrait" kelimesinin aslı latince "abstractus"tur; "çemek, çıkarmak, ayırmak" anlamına gelir. Her cismin bir uzunluğu, genişliği, derinliği vardır, fakat çok zaman uzunluk, genişlik ve derinlik göz önünde bulundurulmaksızın düşünülür: Böylece uzunluk, genişlik ve derinlikten soyutlanmış olur. Bu, uzunluğu soyut bir anlamda düşünmektir. Genel olarak soyut anlam, bir tasavvurun  onunla tabiî ve zarurî bir ilişki içinde olan diğer tasavvurlara dikkat etmeden göz önünde bulundurulmasıdır. Somut anlam, konu modla, mod konu ile birleştiğinde  ortaya çıkar. Bir konu kendisi olarak düşünüldüğünde, konu ile onun bir kalitesinin aynı şeyin bütünlüğünü ifade ettiğini ve hususî bir varlık oluşturduğunu düşündüğümüzde somut bir anlam ortaya çıkar. Ör. : "bu beyaz kağıt, bu dörtgen masa" örneklerinde beyaz ve dörtgen somut bir anlamda kullanılmıştır. Görülüyor ki somut daima iki tasavvuru içine alır: konunun tasavvurunu, hususiyetin tasavvurunu. Sıfat olarak kullanılan bütün isimler somut terimdir; "Mehmet şişmandır" denildiğinde şişman somut bir terimdir. Soyutlama yapmakla, soyut bir terimi kullanmak arasında da fark vardır: Reel nesneleri ifade eden kelimeler kullanılarak soyutlama yapılabilir, bir bütünün diğer parçaları göz önünde bulundurulmadan herhangi bir parçası göz önünde bulundurulduğunda böyle bir soyutlama yapılmış olur. "Talih kördür." denildiğinde olduğu gibi bazen de soyut bir terim soyutlama yapmaksızın kullanılabilir. Çünkü bu örnekte "talih" kelimesi, teşhis sanatıyla somutlaştırılmıştır.

 

Pierre Fontanier'in anlam tasnifi

 

Pierre Fontanier, bir kelimenin anlamı ile ibarenin (proposition) anlamını birbirinden ayırmaktadır. Fontanier'e göre  anlam, kelime sözkonusu olduğunda, bu kelimenin işaret vasıtasıyla (signification) bize anlattığı, düşündürdüğü, hissetttirdiği şeydir.  Bir ibare, bir cümle söz konusu olduğunda ifadenin nesnesine (objet), lafzına (la lettre) ve ruhuna (l'esprit) göre ayrı anlamlara geleceğine işaret eder ve bunlara bağlı olarak üç temel anlam tipi tespit eder. Bunlar sırasıyla 1) Objektif anlam (le sens objektif), 2) lafzî anlam (le sens littéral), 3) Zihnî anlamdır (Le sens spirituel ou intellectuel). :

 I) Objektif anlam: Kelimeler kendi  katagorileri içinde kullanıldığı gibi, başka katagoriler yerine de kullanılabilirler.  Dil nesnesi olarak kazandıkları bu değişik kullanışlar onlara objektif olarak gözlenebilir yeni bir anlam yükler. Kazandıkları bu yeni anlam, objektif anlamdır. Objektif anlamın birçok türü vardır:

 1) İsmî anlam (Substantif) yahut sıfat anlamı (adjektif): İsim olmayan bir kelime isim olarak kullanıldığında objektif bir isim anlamı kazanmış olur: "Başkalarının felaketine gülmek, kötü bir şeydir." cümlesinde fiil,  isim olarak kullanılmış ve bir isim anlamı almıştır. Tersine bir isim sıfat olarak kullanıldığında, sıfat anlamı kazanır: "Bir baba, daima bir babadır" isim cümlesinde yüklem bir sıfat anlamı kazanmıştır; objektif anlamı sıfattır.

2) Aktif yahut pasif anlam:  Cümlenin öznesi kendisine ait olmayan herhangi bir hareketin kaynağı gibi gösterildiğinde aktif bir anlam kazanır: "Mıknatıs, demiri çeker".  " Bu çocuk kayboldu." cümlesinde özne pasif olduğu halde,  aktif bir anlam  kazanmıştır. Özne, bir nesne gibi gösterildiğinde pasif bir anlam kazanır: "Deniz rüzgarla dalgalanıyor."

3) Kollektif ve genel (général) yahut (distribütif) ve (particulier) anlam:  Bir küllî önermenin yüklemi öznenin ifade ettiği bütün fertlerini düşündürmüyorsa kollektif anlam, genel anlam, umûmî anlam söz konusudur: "Bütün insanlar  yalancıdır." ifadesi umûmî anlam taşır. Küllî önermenin yüklemi, öznenin bütün fertleri için tek tek doğruysa kollektif ve distribütif anlam taşır: "Bütün insanlar ölümlüdür" ifadesi hem kollektif hem distribütif anlam taşır.

4) Belirli (déterminé, défini) yahut belirsiz (indéterminé, indéfini) anlam: Kesinlikle ve net bir şekilde ifade edilmiş cümleler belirli anlam taşır: "Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldı." cümlesinin anlamı belirlidir. Genel, muğlak ve netlikten uzak cümlelerin anlamı belirsizdir.

 5) Mutlak (absolu) yahut göreli (relatif) anlam: Bir nesne, diğer nesnelerle hiçbir ilişki kurulmadan ele alınıyorsa, mutlak bir anlam (absolu) taşır: "Güneş, parlaktır".  Bir nesne, diğer nesnelerle  ilişkisi içinde ele alınıyorsa göreli bir anlam (relatif) taşır. "Güneş, Dünya'dan daha büyüktür." cümlesinin anlamı görelidir.

6) Birleştirilmiş anlam (Composé) yahut ayrılmış anlam (divisé) Bir önermenin bütün terimleri onları birleştiren bağa göre  değerlendiriliyorsa birleştirilmiş anlam söz konusudur: Meselâ "Yarası olan gocunur." yarası olan yarası olduğu müddetçe gocunur manâsınadır. Önermenin her bir terimi ayrı bir zaman ve mekâna aitse ayrılmış anlam söz konusudur: "Körler görüyor"örneğinde olduğu gibi.

7) Soyut (abstrait)  ve Somut (concret anlam: Bir cümlenin yüklemi (mantıktaki yüklem) soyut bir tarzda ifade edildiğinde anlam soyuttur: "Gençlikte kendini beğenmişlik huyu vardır. " cümlesinde olduğu gibi. Yüklem, doğrudan özneye bağlıysa anlam somuttur: "Gençler, kendini beğenmiştir." cümlesinde olduğu gibi.

II) Lafzî anlam (sens littéral): Kelimenin ilk akla gelen anlamıdır, günlük kullanılışdaki genel kabule göre kullanılmasından doğan anlamıdır. Edebî anlam, tabîi yahut türemiş (dérivé, ) olabilir. Tabiî anlamı, kelimenin hakikî anlamıdır. Türemiş olanına mecazî anlam "tropologique" denir.  Mecazlar ortaya çıkış sebebine göre (tropes) ikiye ayrılır: 1) Fikirleri ifade etmek için  dilde bulunan kelimeler bazen yetmez. Dilde bulunmayan bu kelimelerin yerine konmak üzere anlam genişlemesi (extension) yoluyla  zorunlu mecazlar yapılır. Bunlar çoğu zaman dile ait mecazlardır. 2) Fikirleri  daha canlı imajlarla ifade edebilmek için seçmeye dayanarak ve "figürler" vasıtasıyla mecazlar yapılır.

III) Zihnî anlam (sens spirituel):   İfadenin lafzî anlamı, içinde yer aldığı şartlara,  kontekste, ses tonuna bağlı olarak zihinde  ilâve bir anlam kazanır; bu anlam, zihnî anlam, dolaylı anlam (sens détourné) yahut mecâzî anlam (figuré) adını alır. Bu manaya zihin, lafzî anlamdan hareket ederek  ulaşır. zihnî anlamı mistik  "mystique" anlamla karıştırmamak gerekir.

Zihnî anlam, mevhum olarak (fiction), düşünme yoluyla (reflextion) yahut mukabiliyet yoluyla zihinde canlanabilir. Fontanier, bu üç yola bağlı olarak mevhum anlam (sens fictif), derin düşünme anlamı (sens réflectif ve mukabil anlam (sens oppositif) türleri bulunduğunu düşünür.

 

Fontanier'in Anlam Vasıflandırmaları (Tavsifleri)

 

Fontanier'e göre, gerek lafzî ve gerek zihnî anlamlar, girdikleri münasebetlere bağlı olarak çeşitli vasıflar kazanırlar ve değişik adlar alırlar. Bunları şöyle sıralayabiliriz: 

1) Temsilî teşbihden doğan  anlam (sens moral): Bir hikâyenin, bir fablin, ahlâki yorumundan doğan anlamına bu ad verilir. Bir cümlenin dil kurallarına göre yorumlanmasından doğan anlama gramatikal anlam (sens grammatical) adı verilir. Bir cümlenin o cümlede söz konusu olan nesneye göre yorumlanmasından doğan anlamına mantıkî anlam (sens logique)  adı verilir. Gramatikal anlam ile mantıkî anlam her zaman uyum halinde bulunmayabilir.

2) Kök  anlam (sens fondamental): Yakın anlamlı kelimelerde ortak olan anlama bu ad verilir: Ev, hane, köşk, kulübe gibi. Aynı köke bağlı kelimelerin, müştakların kök anlamı aynıdır. Bir kelimenin İsim, sıfat, partisip, fiil gibi kelime türlerine ait olmakla kazandığı anlama hususî anlam (sens spécifique) denir. Meselâ,İsimler, bizim eski kültürümüzde "anlam yönünden" on dört kısma ayrılmıştır: İsm-i mutlak, ism-i işâret, ism-i tasgir, sıfat, ism-i adet, ism-i âlet, ism-i fâil, ism-i mef'ûl, sıfat-ı müşebbehe, ism-i mensûb, ism-i zaman, ism-i mekân, zamir, masdar.

Kelimeler, kullanılışı sırasında hal (le cas), cins (les genres), şahıs, sayı, zaman ve kipe (les modes) bağlı olarak arızî olarak yeni anlamlar kazanırlar, bu anlamlara arızî anlamlar (le sens accidentale) adı verilir.

Günümüzde kullanılmakta olan kategori (Catégorie, makule, ulam) kavramı,  seçme ekseninde toplanan elemanlar kümesine tekabül eder. Geleneksel gramerde ise  sözün "discours"  çeşitli sınıflara ayrılmasını ifade eder, bu sınıflara da gramer kategorileri adı verilir.  Dönüşümcü dil biliminde kullanılan kısaltılmış sembollerin herbiri bir kategoriyi gösterir: SN (syntagme nominale), SV (syntagme verbal) birer kategoridir.  Daha dar bir anlamda gramatikal kategori, morfem  yahut belirti "marque"  vasıtasıyla ifade edilen bir kavramı gösterir. Bu gramatikal kategoriler isim olsun, sıfat olsun, fiil olsun daha ayrıntılı bir düzeyde türleri ifade ederler. Sayı (tekil, çoğul), cins ( erkek, dişi, yansız), belirlilik (belirli,belirsiz) isim kategorileri olarak düşünülmüştür; zaman ( belli bir noktaya göre bir hareket hangi "an"a yerleştirilmiştir?), kip (gerçekleştirilmesi mümkün bir hareket midir, yahut sadece düşünülmüş, tasarlanmış bir hareket midir?),  görünüş (Aspect) yahut safha (phase) (bitmiş yahut tamamlanmış bir hareket midir, devam etmekte olan bir hareket midir, yoksa henüz başlamamış bir hareket midir? ) fiil kategorileridir; derece (degré) ( artıklık derecesi, üstünlük derecesi) genellikle sıfata bağlanmış bir kategoridir. "Belirti"ler (les marques) bu kategorilerin temsilcileridir, onlar bir "lexème"le birleşir ve  bu ortaklık sonunda ortaya çıkan unsur artık (lexème+ gramatikal belirti) bir sınıfa (fiil, isim yahut sıfat) ait olur. Bütün bu kategoriler arızî anlam farklılıklarını gösterirler. Her gramatikal tespit, aynı zamanda bir anlam tespitidir. Bu anlamlar, gramerdeki adlarıyla anılır, ancak onların birer anlam ayırımı olduğunu unutmamak gerekir.

3) Ana anlam (sens principal)  ve yardımcı anlam (sens accessuare): Geniş ve karmaşık cümlelerde cümlenin bütününün ifade ettiği toplam ve genel anlama ana anlam, cümleciklerin ifade ettiği anlamlara yardımcı anlam adı verilir.

4) Olumlu anlam (sens affirmatif) ve olumsuz anlam (sens négatif): Oulumlu cümlenin anlamı, olumlu anlam adını alır: "Bu adam düşmanlarına bile iyilik  etti" cümlesinin anlamı olumludur. "Bu adam düşmanlarına bile kötülük yapmadı" cümlesinin anlamı olumsuzdur.

 

© Yazarın izni olmaksızın, yazının bir bölümü ya da tümü  hiçbir biçimde ve hiçbir yolla yayınlanamaz ve dağıtılamaz. Not: Pedagojik amaçlarla yazıdan yararlanmak, kaynak gösterilmek şartıyla  serbesttir.

 


 
Giriş
Üye Adı

Şifre

Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksınız.

İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Anlam Bilimi
· Haber gönderen egeedebiyat


En çok okunan haber: Anlam Bilimi:
Anlam Bilimi'nin Üç Yöntemi, Prof. Dr. Rıza Filizok


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 3.42
Toplam Oy: 14


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder


İlgili Konular

Anlam Bilimi

Tüm hakları saklıdır.