Hoşgeldiniz: ::EGE EDEBIYAT::
  Yeni Kayıt | Giriş
Konu Başlıkları
Edebiyat
· Düşünme Sanatı
· Okuma Sanatı
· Yazma Sanatı
· Yayınlarımız
· Edebiyat Antolojisi
· Tenkit
· Şairlerimiz
· Yazarlarımız
· Bibliyografya
· Eser Tanıtma Sanatı
· Haberler/Duyurular

Konu Başlıkları
· Edebiyat/Littérature
· Belagat/Rhétorique
· Dil Bilimi/Linguistique
· Anlam Bilimi/Semantique
· Gösterge Bilimi/Semiotique
· Terim Bilimi/Terminologie
· Pragmatik/Pragmatique
· Metin Analizi
· Naratoloji

Kimler Online?
Şu an sitede, 138 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.

Günün Yazısı
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

Geçmiş Yazılar
19.07.09
· METİN İNCELEMESİ ve METİNLERDE GERÇEKLERİN ALGILANIŞ, İFADE EDİLİŞ BİÇİMLERİ
17.07.09
· YABANCI MEŞHUR ROMANLAR : TÜRLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI
06.07.09
· DÜNKÜ ve BUGÜNKÜ BATI SİYASETİ ÜZERİNE BİR BELGE
04.07.09
· ROMANCININ DÜNYASI, Ord. Prof. Dr. Suut Kemal Y E T K İ N
02.07.09
· Fazıl Hüsnü DAĞLARCA: Mustafa Kemal'le Demirkazık Yıldızı
28.06.09
· TENKİT ÜZERİNE
15.06.09
· GAMSIZ'IN ÖLÜMÜ HİKÂYESİNDE METİN İÇİ ZAMAN, Rıza Filizok
01.06.09
· Ali Canip'in Sanat ve Edebiyat ile İlgili Fikirleri
· Ali Canip'in Dil ile İlgili Fikirleri
· Ali Canip'in Edebiyat ile İlgili Fikirleri
27.05.09
· BELAGAT TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ, Rıza FİLİZOK, Safiye AKDENİZ
25.05.09
· 1920-1960 ARASI TÜRK ROMANCILIĞI
19.05.09
· HİKAYE ve ROMANLARDA ANLATICI MESELESİ, Rıza FİLİZOK
10.05.09
· Edebi Eserlerde BAKIŞ AÇISI, Prof. Dr. Rıza F İ L İ Z O K
04.05.09
· SÖYLEM ve ANLATI ÜZERİNE , Rıza FİLİZOK
29.04.09
· HİKAYE ETME DÜZLEMLERİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
22.04.09
· ANDERSEN: Ayın Hikâyeleri
04.04.09
· BİLDİRİŞİM YAHUT İLETİŞİMİN TEMEL ELEMENTLERİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
01.04.09
· OKUMA SANATI ÜZERİNE, Walter Winkelman
06.03.09
· Hikaye Etme Billimi: Temel Bilgiler, Rıza FİLİZOK
01.03.09
· HİKAYE ETME BİLİMİ ( ANLATIBİLİM) : NARATOLOJİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
16.02.09
· EDEBÎ ESERLERDE ZAMAN, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
14.02.09
· TEMEL ANLAM ve YAN ANLAM, Rıza FİLİZOK
03.02.09
· OSMANLICA ÖĞRENMEK İSTEYENLER İÇİN KAYNAKLAR
02.02.09
· DİNLEMEYİ BİLMEK , ALAİN
01.02.09
· FİKİR YAZILARININ TEMEL NİTELİKLERİ, Prof. Dr. Rıza Filizok
24.01.09
· İ S T İ K L A L M A R Ş I M I Z
· TÜRK EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ, İzzet ŞEREF
· SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI ve Cenâb Şehabettin
18.01.09
· Bir öğrencimizin Sorusuna Cevap:
· TÜRK EDEBİYATINA UMUMİ BİR BAKIŞ, Fuad KÖPRÜLÜ
· TİRYAKİ SÖZLERİ, CENAB ŞEHABEDDİN
17.01.09
· ŞİİR DEMETİ
07.01.09
· Recaizade Mahmut Ekrem, Hayatı, Eserleri, Fikirleri
03.01.09
· DİLİN TOPLUMSAL GÖREVİ, Ali A K
02.01.09
· KLASİSİZM, A l i A K
26.12.08
· TÜRK EDEBİYATINDA NEV-YUNÂNÎLİK, Prof. Dr. Şevket TOKER
25.12.08
· K L A S İ S İ Z M , A n d r e G İ D E
· PASCAL : DÜŞÜNCELER
23.12.08
· MANTIK BİLİMİ, DİL BİLİMİ ve ANLAM BİLİMDE CÜMLE, Rıza FİLİZOK
22.12.08
· OKUMA PARÇALARI: GÜZEL NESİR ÖRNEKLERİ
21.12.08
· OKUMAYA DAİR, BACON, Haz.: Nursel ÜKÜNÇ
11.12.08
· ANLAM DEĞİŞMELERİ ve EDEBİ SANATLAR, Rıza FİLİZOK
10.12.08
· ANLAM OLGULARININ SINIFLANDIRILMASI, Prof. Dr. Rıza Filizok
08.12.08
· FİKİR YAZILARI: İSPATLAMA METİNLERİ NASIL YAZILIR? Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
06.12.08
· DİL ve VATANSEVERLİK, EMİLE FAGUET, Terc.: A l i A K
28.11.08
· ÖMER SEYFETTİN'in GİZLİ MABET Hikâyesinde ANLATI ZAMANI
27.11.08
· AHMET HAMDİ TANPINAR: XIX. ASIR TÜRK EDEBİYATI TARİHİ'nin GİRİŞ BÖLÜMÜ'nün ÖZETİ
25.11.08
· DENEME TÜRÜ, Duygu CENGİZ
· ÇOCUK EDEBİYATI

Edebiyat Eğitim ve Öğretiminde Terim Sorunu, Rıza Filizok
Tarih: 01.06.2005 Saat: 00:48 Gönderen: egeedebiyat
Terim Bilimi

Kanımızca, bilim hayatımızın gelişiminin önündeki en büyük engel Terim meselesidir. Bu yazımızda terimlerle ilgili düşüncelerimizi ilginize sunuyor, görüşlerinizi bekliyoruz.

 



      Edebiyat Eğitim ve Öğretiminde Terim Sorunu

                                                                            Rıza Filizok

 

      

 

 

         Bilginin elde edilmesi başka şey, bilinenin yazı ile aktarılabilmesi başka şeydir.  Yurdumuzda Türk dili ve edebiyatı üzerine yazılan yazıların çok zaman bilgi aktarımını gerekli kesinlikte sağlayabildiğini söylemek mümkün değildir. Kanımızca bunun başlıca sebebi, ilmî yazılarda yeterli ve uygun terimler kullanma alışkanlığımızın  son yüzyıllarda yavaş yavaş kaybolmuş olmasıdır.

Şu an elimin altında ülkemizde düzenlenen “uluslar arası” bir sempozyuma sunulan  bilimsel bildirilerin yer aldığı bir kitap var. Bu bildirilerin büyük çoğunluğu Türk araştırmacılar tarafından hazırlanmış.  Kitaptaki bildirileri sırasıyla gözden geçiriyorum ve okuyucuların bu bildirilerden kolay kolay  neden yeni bir bilgiye ulaşamayacağını kendi kendime soruyorum.

Bunun şüphesiz birçok nedeni var: Öncelikle genç araştırmacılarımız bilimin “yöntem” tarafıyla nedense pek ilgilenmiyorlar. İkincisi, yöntem de yeterli bir araç değildir, onun “düşünme sanatı” ile desteklenmesi şarttır. Üçüncüsü anlaşılan şeyin “anlatma sanatı”yla dile getirilmesi gerekir ki bu, dünyanın en zor işlerinden birisidir. Nihayet bilimsel bir makalenin özel bir dil ile kurulması zorunluluğu vardır.  Yani anlatım kesin ve incelikleri dile getiren uzmanlık alanı “terim”lerine dayanmalıdır.

Sözünü ettiğim bildiriler kitabından rastlantıya bağlı olarak seçtiğim bir yazıyı terim yönünden inceleyince şu sonuçla karşılaştım: Sekiz sayfa uzunluğundaki bu ilmî tebliğde ancak şu on dört terim bulunuyordu: "mısra, dize, şiir,  şair, destan, âşık, bediî, roman, koşma, semâi, lirik, dörtlük, âşık şiiri, halk edebiyatı". Buna karşılık Batılı bir uzmanın aynı uzunluktaki bir araştırmasında yüz civarında terim bulabilirsiniz.

Uluslararası bir tebliğde on dört terimin bulunması öncelikle miktar yönünden yetersizdir ve bu haliyle bilgi aktarımını gerçekleştirebilecek nitelikte değildir. Bilim dili, dilin gerçekliği ifade etme fonksiyonuna dayanır, dolayısıyla nesneyi uygun terimlerle adlandırmayı gerektirir. Bilgi aktarımı, dilin bu fonksiyonuna dayanılarak gerçekleştirilebilir.

          İkinci olarak söz konusu tebliğdeki on dört terim, kolayca fark edilebileceği gibi, genel dile aittir, sahaya ait özel ve incelik ifade eden eskilerin “dakik” dediği  terimler ise kullanılmamıştır.

Üçüncü olarak her terim ait olduğu dil sistemi içinde diğer terimlerle birlikte bir bütünlüğü paylaşır, bu yüzden bir terimin değerini aynı seçme ekseninde (paradigmatique) bulunan diğer terimler tayin eder.  Diğer taraftan  bir terim, aynı eksende yer alan diğer terimlerin karşılığıdır (mukabil/ opposition),  zıddıdır. Bundan dolayı kullanılan terimlerin bir sisteme ait olması gerekir.   Tanzimat’tan sonra terim sistemimiz parçalanmış, çeşitli ülkelerden alınan terimler rasgele kullanılmıştır.

Kanımızca -yazarını söz konusu etmeyi aklımızdan bile geçirmediğimiz- bu bildiri, yazı hayatımızda  bir uç örnek, bir “istisna” değildir ve  edebiyat eğitimimizdeki bir aksaklığın liselerden akademik hayata kadar uzanan çizgide karşımıza çıkan pek çok örneğinden sadece birisidir ve bir kusursa bu kusur, öncelikle eğitimimize aittir, eğitimimize yön veren dar bir dil ve kompozisyon eğitimi  anlayışının kaçınılmaz sonucudur. 

 Batı dünyasında yazılan yazılarla karşılaştırıldığında   genel bir hüküm olarak, yurdumuzda beşerî bilimler sahasında yazılan yazılarda daha az terim kullanıldığı basit bir gözlemle dahi ortaya çıkmaktadır. Bu olgu kişiye ait bir kusur olmaktan çıkmış, üzülerek belirtelim, kültürümüze özgü  temel bir görünüş olma eğilimi göstermektedir.

Böyle bir oluşum, kanımızca Batı dünyası ile bizim kültür tarihimiz arasındaki bazı farklılıklardan doğmaktadır: Eski kültür dünyamızın sağlam bir terim anlayışı vardı. Tanzimat’ın ilânından sonra  başlayan ve günümüze kadar devam eden dilde sadeleşme akımı, terim sahasında elbette zıt bir sonuç yaratacaktı. Dilde yenileşme ile bir dilde terimleşmenin oluşması birbirine tamamen zıt iki eğilimdi. Bu iki zıt eğilimin mümkün olan uzlaştırılması ise dilin niteliği hakkındaki bilgi birikimimizin yetersizliğinden gerçekleştirilemedi.  Genel dil meselesiyle terim meselesinin farklılığı aydınlarımız tarafından yeterince kavranamadı. Sonuçta bir terim karmaşası doğdu ve bu yüzden bilim yeterince gelişemedi.

  Buna karşılık Batı dünyası günümüzde kullanmakta olduğu terimleri çok uluslu bir çaba içinde ve iki bin beş yüz yılda oluşturdu. Terime dayalı bir anlatım alışkanlığı,  yazma sanatı “disertasyon” geleneğiyle gençlere kazandırıldı: 

Yazma sanatı, “ ilmî bir problemin ayrıntılı, eleştirel ve yöntemli  olarak dile getirilmesi ”dir. Bu tür, XVII. yüzyılda uzmanlık gerektiren bir konuda yahut eleştiri sahasında yazılmış kısa bir bildiri (mémoire) tarzı olarak  doğdu. Tarihin, felsefenin, edebiyatın bir problemi üzerine  yazılan   alıştırma yazılarına bu ad verildi. Zamanla eski üniversitelerde  sözlü tez savunmalarının yerini aldı.  Bütün Avrupa'da özellikle Almanya'da ve İtalya'da büyük üniversitelerin vaz geçemediği bir eğitim aracı oldu. Eski üniversitelerde “disertasyon”, bugünkü doktoranın yerini tutuyordu. XIX. yüzyılda Fichte'den Hegel'e kadar bütün büyük Alman filozofları şöhretlerini hazırladıkları disertasyonlara borçludur. Buna karşılık Fransa'da disertasyon geleneği genel olarak orta dereceli okullarda ve üniversitelerde yapılan bir kompozisyon çalışması yahut tez görünümündedir. Kolejlerde, liselerde felsefe öğrencilerine, edebiyat fakültelerinde lisans adaylarına yazdırılan bir tür kompozisyondur. Fransa'da edebî disertasyon geleneği retorik öğrenimini kaldıran 1885 reformundan sonra yerini bir okul çalışması olan "discours"a bıraktı, buna karşılık 1864 yılından beri felsefî disertasyon çalışmaları  liselerde halen devam etmektedir.

Avrupa ülkelerinde doktora çalışmalarından öğrenci ödevlerine kadar değişik yazma etkinliklerini içine alan bu türün düzeyi ne olursa olsun özü aynıdır: Ele alınan  bir konunun seviyesi belirlenmiş  bir kültür düzeyinde, metodik olarak,  ilmî terimler vasıtasıyla ve esaslarını mantığın prensiplerinden alan doğru muhakeme usulleriyle, planlı olarak ve yeni bir bakış açısı getirilerek ifade edilmesi. Ayrıca Avrupa'da Ortaçağdan beri öğrencilerin ilmî yazı yazma becerilerinin gelişmesi  bu tür yazılar vasıtasıyla ölçülmüştür. Disertasyonun   ciddî bir sınav konusu olması, başarılı bir disertasyonun nasıl yazılacağı konusunda öğrencilere kaynaklık edecek eserlerin yazılmasına yol açmıştır. Batı dünyasında neşredilen disertasyon sözlükleri de böyle bir ihtiyaçtan doğmuştur.

Bu sözlükleri genel sözlüklerden ve  edebiyat terimleri  sözlüklerinden ayıran temel özellik, öğrencinin okuduklarını doğru olarak anlama ve anladığını doğru terimlerle ifade edebilme yeteneğini kazanması amacıyla hazırlanmış olmalarıdır.

Bu sözlükler, ilmî bir yazı yazabilme alışkanlığını kazandırma amacına yönelik olduklarından içerik  yönünden edebiyat sözlüklerinden daha geniştir. Bu genişlik madde sayısından değil, yakın disiplinlerin terimlerine de yer verilmesinden doğar. Meselâ Henri Bénac'ın hazırladığı  disertasyon sözlüğünde "Vocabulaire de la Dissertation" şu konularla ilgili terimlere yer verilmiştir: Felsefe, felsefe doktrinleri, ahlâk, teoloji, psikoloji, bilim, güzel sanatlar, politika, edebî tenkid, edebî doktrinler, retorik, retorik figürleri, türler, tiyatro, versifikasyon, üslûp, ritim, lirizm, matbuat. Sözlüğe giren bütün terimler bu on dokuz sınıf altında toplanabilmektedir. Disertasyon sözlükleri bu halleriyle edebiyatın bir problemi üzerinde yazı yazacak olan liseli bir gence, beşerî bilimlerin geniş yelpazesi içinde düşünmek  zorunda olduğunu öğretmektedir.

Henri Benac'ın sözlüğünden alınan bir maddeyi örnek olarak okuyalım:

“Associationnisme : (Çağrışım okulu) Anglo-sakson (XVIII. yy.) kaynaklı bir felsefe doktrini. Bu anlayışa göre akıl yürütmenin (raison) bütün prensipleri, genel olarak bütün zihnî hayat, duyum gibi bazı temel şuur hallerinin çağrışımlarından yola çıkılarak açıklanabilir. [ İradenin müdahalesi olmaksızın şuur alanında ruhî hayata ait olguların birbirini çağrıştırması olgusuna fikir çağrışımı denir.] Çağrışımcılık, deneyciliğe (empirisme) bağlanır: Ör. Çağrışımcılara göre, bütün olguların bir sebebe sahip olduğunu bize kabul ettiren sebeplilik prensibi, doğuştan getirdiğimiz bir prensip değildir: O bizim deneylerimizin sonucunda şekillenmiştir. Her olgunun  önceki bir olguya az yahut çok bağlı olması gerçeği bu düşünceyi doğurmuştur. Çağrışımcılık Taine'e De L'Intelligence (1870) adlı kitabını ilham etti. Madem ki bütün zihnî hayatımız duyumlarımızdan, ihsaslarımızdan geliyor, duyumlarından hareket ederek insanın karakterini tespit etmek mümkündür, teşekkülünü sağlayan duyumları (ırk, çevre, zaman teorisi) bularak dehayı da izah edebiliriz diye düşünüyordu.”

 Görüldüğü gibi yazar terimi tanımlamakla yetinmemiş, onu kültür ve felsefe tarihi içindeki bağlantılarıyla ele almıştır.

Ayrıca disertasyon sözlükleri, henüz terimlerin okur ve  yazar için ortaya çıkaracağı sorunları gereği kadar farketmemiş olan öğrenciye bu konularda yol gösterme görevini üzerine almıştır: Bu sözlüklerde terimin art zamanlı ve eş zamanlı bakış açılarıyla tanımları verilerek kelimelerde  kaçınılmaz olarak ortaya çıkan çok anlamlılık gerçeği kavratılır. Bir terimin kök anlamına, genel ve özel anlamlarına, bu anlamların yüzyıllar içinde ve doktrinlere göre gelişip değişmesine, beşerî bilimlerin her dalında farklı bir anlamı bulunduğuna, etimolojisine okurların dikkati çekilir.

Batıda temel başvuru kitapları arasında olan disertasyon sözlüklerinin Türkçe’de aynı ilkelerle yazılmış olanlarına rastlanılmamaktadır, ancak bazı yönlerden benzer sözlükler yazma girişimleri olmuştur: Mustafa Nihat Özön'ün "Edebiyat ve Tenkit Terimleri Sözlüğü" edebî kavramlarla birlikte yakın disiplinlere ait bilgileri içermesiyle bu tarz sözlüklere en fazla yaklaşanıdır. Bununla birlikte adından da anlaşıldığı gibi, amacı ve metodu tamamen aynı değildir. T.D.K. tarafından 1942 yılında neşredilen "Felsefe ve Gramer Terimleri" adlı terim kılavuzu, "ahlâk, eğitbilim, estetik, fizikötesi, gramer, mantık, ruhbilim, toplumbilim" terimlerini bir araya getirmesiyle muhteva yönünden disertasyon sözlüklerine en fazla yaklaşan eser mahiyetindedir. Bu eser, yine T.D.K. tarafından 1948 yılında yayınlanan "Edebiyat ve Söz Sanatı Terimleri Sözlüğü" ile birlikte Cumhuriyet devrinde hazırlanmış  en ciddî  terim çalışmalarından birisidir. Ancak birinci eser, bir sözlükten ziyade, kelimelerin sadece eski dildeki karşılıklarıyla Fransızca karşılıklarının verildiği bir terim listesi halindedir. Bu çalışmanın asıl amacı, bilimsel terimlere uygun Türkçe karşılıklar bulmaktır. T.D.K.  tarafından daha sonraki yıllarda yayınlanan dil ve edebiyat terimleri sözlükleri ise doğrudan söz konusu olan bilim dallarına ait  sözlüklerdir.

Disertasyon sözlüklerimizin oluşturulmasına tercüme faaliyetleriyle başlanabilir. Ancak Batı dünyasında  dil bilimi, sözlük bilgisi (lexicographie), sözlük bilim (lexicologie), anlam bilimi ve işaret bilimi gibi dallarda görülen gelişmeler, dile ve terimlere bakış açısını kökten değiştirmiştir; bunun sonucunda her türlü terim çalışmasında bu gelişmeleri  göz önünde bulundurma zorunluluğu doğmuştur.

Terminoloji sahası, sanıldığından daha büyük güçlükleri içermektedir: Her şeyden önce bu alan, bütün bir felsefe ve mantık geleneğine bağlıdır. Mantıktaki terim anlayışıyla genel terim anlayışı arasında bazı farklılıkların olması, edebiyatla uğraşan aydınlarımızı  mantığı ihmal etmeye sürüklemiştir. Halbuki terimin, tanımın, sınıflandırmanın, adlandırmanın, tavsifin temel meselelerini ayrıntılı olarak ele alan ve belirleyen daima mantık olmuştur. Dil ve edebiyatla ilgili disiplinler, kendi terimlerini kendileri belirlerler, bununla birlikte “mantık”ın yol göstericiliğinden yararlanırlar. 

       Bilim her şeyden önce terime tanıma ve tasnife dayanır. Genç araştırmacılarımız, uluslar arası bir sempozyumda bildiri sunarken dahi bu aletleri ihmal etmektedirler. Bunun sonucunda ise büyük emek vererek buldukları gerçekleri dile getirememekte ve  yüksek birikimlerini okuyucularına, dinleyicilerine aktaramamaktadırlar.

         Atalarımız, terim kullanmakta bizi hayrete düşürecek kadar  usta idiler. Bilimin terime dayandığını biliyorlardı. Türk ve İslam bilginleri sistematik bir terminoloji yaratmışlardı. Her bilim dalı, eskiden, bugünkü Batı dünyasında olduğu gibi, kendi terminolojisini kurmuştu. Bu terimlerin kesin tanımları yapılmıştı.

Atalarımız, doğru tanımlanmış terimler kullanmakla, iyi yapılmış tasniflerden hareket etmekle yetinmiyorlardı.  Terimlerle nesnenin ilişkisi üzerinde de derin fikir sahibiydiler. Düşünceleri, “pragmatik” alanına kadar uzanıyordu. Bir örnek verelim.  Cevdet Paşa, Belâgat-ı Osmaniye adlı eserinde "haber" kavramını şöyle açıklar:

"Ve kelâmın medlûlü olan işbu nisbetin hariçte mutabık ya gayr-ı mutabık olacağı bir nisbet var ise ol kelâma haber ve cümle-i haberiyye denilir. Meselâ (Hoca efendi mekteptedir) kelâmı bir haberdir ki hoca filvaki' mektepte ise bu kelâmın medlûlü olan nisbet-i haberiyye ona mutabık olur ve değil ise mutabık olmaz. Ve eğer öyle bir nisbet-i hariciyye bulunmaz ise inşâ ve cümle-i inşâiyye denilir."

Burada Cevdet Paşa “kelâm” terimini eşya ile ilgisi içinde sınıflandırmıştır: Burada söz, nesnesinin olup olmayışına göre ikiye ayrılmıştır: Bir sözün dış dünyada uygun düşeceği bir karşılığı ya olur ya olmaz. “Hoca mekteptedir.” Sözünün dış dünyada bir karşılığı vardır. Hoca mektepte ise söylenen doğru, hoca mektepte değilse yanlış olur. Ancak doğru olsun yanlış olsun bu iki cümle de “haber cümlesi”dir. Buna karşılık bazı sözlerin dış dünyada karşılığı yoktur.  “ Zümrüdü Anka Kuşu uçtu.” sözü bir “inşa”dır. Kısaca özetleyecek olursak eşyayı ifade eden söz haberdir, eşyayı ifade etmeyen söz inşadır. “Haber” ve “inşa” kelimelerinin bu kesin ve açık tanımını başka nerede bulabiliriz?

         Eskiden Terim Bilimi’nin yurdu idik. Şimdi ise yurdumuzun Terim Bilimine şiddetle ihtiyacı var.

 

 

 


Not: Yazı, kaynak gösterilerek çoğaltılabilir ve yayınlanabilir. R. Filizok. 

 

 


 
Giriş
Üye Adı

Şifre

Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksınız.

İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Terim Bilimi
· Haber gönderen egeedebiyat


En çok okunan haber: Terim Bilimi:
İNGİLİZCE - FARSÇA EDEBİYAT SÖZLÜĞÜ


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 3.85
Toplam Oy: 7


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder


İlgili Konular

Terim Bilimi

Tüm hakları saklıdır.