Hoşgeldiniz: ::EGE EDEBIYAT::
  Yeni Kayıt | Giriş
Konu Başlıkları
Edebiyat
· Düşünme Sanatı
· Okuma Sanatı
· Yazma Sanatı
· Yayınlarımız
· Edebiyat Antolojisi
· Tenkit
· Şairlerimiz
· Yazarlarımız
· Bibliyografya
· Eser Tanıtma Sanatı
· Haberler/Duyurular

Konu Başlıkları
· Edebiyat/Littérature
· Belagat/Rhétorique
· Dil Bilimi/Linguistique
· Anlam Bilimi/Semantique
· Gösterge Bilimi/Semiotique
· Terim Bilimi/Terminologie
· Pragmatik/Pragmatique
· Metin Analizi
· Naratoloji

Kimler Online?
Şu an sitede, 210 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.

Günün Yazısı
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

Geçmiş Yazılar
19.07.09
· METİN İNCELEMESİ ve METİNLERDE GERÇEKLERİN ALGILANIŞ, İFADE EDİLİŞ BİÇİMLERİ
17.07.09
· YABANCI MEŞHUR ROMANLAR : TÜRLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI
06.07.09
· DÜNKÜ ve BUGÜNKÜ BATI SİYASETİ ÜZERİNE BİR BELGE
04.07.09
· ROMANCININ DÜNYASI, Ord. Prof. Dr. Suut Kemal Y E T K İ N
02.07.09
· Fazıl Hüsnü DAĞLARCA: Mustafa Kemal'le Demirkazık Yıldızı
28.06.09
· TENKİT ÜZERİNE
15.06.09
· GAMSIZ'IN ÖLÜMÜ HİKÂYESİNDE METİN İÇİ ZAMAN, Rıza Filizok
01.06.09
· Ali Canip'in Sanat ve Edebiyat ile İlgili Fikirleri
· Ali Canip'in Dil ile İlgili Fikirleri
· Ali Canip'in Edebiyat ile İlgili Fikirleri
27.05.09
· BELAGAT TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ, Rıza FİLİZOK, Safiye AKDENİZ
25.05.09
· 1920-1960 ARASI TÜRK ROMANCILIĞI
19.05.09
· HİKAYE ve ROMANLARDA ANLATICI MESELESİ, Rıza FİLİZOK
10.05.09
· Edebi Eserlerde BAKIŞ AÇISI, Prof. Dr. Rıza F İ L İ Z O K
04.05.09
· SÖYLEM ve ANLATI ÜZERİNE , Rıza FİLİZOK
29.04.09
· HİKAYE ETME DÜZLEMLERİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
22.04.09
· ANDERSEN: Ayın Hikâyeleri
04.04.09
· BİLDİRİŞİM YAHUT İLETİŞİMİN TEMEL ELEMENTLERİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
01.04.09
· OKUMA SANATI ÜZERİNE, Walter Winkelman
06.03.09
· Hikaye Etme Billimi: Temel Bilgiler, Rıza FİLİZOK
01.03.09
· HİKAYE ETME BİLİMİ ( ANLATIBİLİM) : NARATOLOJİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
16.02.09
· EDEBÎ ESERLERDE ZAMAN, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
14.02.09
· TEMEL ANLAM ve YAN ANLAM, Rıza FİLİZOK
03.02.09
· OSMANLICA ÖĞRENMEK İSTEYENLER İÇİN KAYNAKLAR
02.02.09
· DİNLEMEYİ BİLMEK , ALAİN
01.02.09
· FİKİR YAZILARININ TEMEL NİTELİKLERİ, Prof. Dr. Rıza Filizok
24.01.09
· İ S T İ K L A L M A R Ş I M I Z
· TÜRK EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ, İzzet ŞEREF
· SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI ve Cenâb Şehabettin
18.01.09
· Bir öğrencimizin Sorusuna Cevap:
· TÜRK EDEBİYATINA UMUMİ BİR BAKIŞ, Fuad KÖPRÜLÜ
· TİRYAKİ SÖZLERİ, CENAB ŞEHABEDDİN
17.01.09
· ŞİİR DEMETİ
07.01.09
· Recaizade Mahmut Ekrem, Hayatı, Eserleri, Fikirleri
03.01.09
· DİLİN TOPLUMSAL GÖREVİ, Ali A K
02.01.09
· KLASİSİZM, A l i A K
26.12.08
· TÜRK EDEBİYATINDA NEV-YUNÂNÎLİK, Prof. Dr. Şevket TOKER
25.12.08
· K L A S İ S İ Z M , A n d r e G İ D E
· PASCAL : DÜŞÜNCELER
23.12.08
· MANTIK BİLİMİ, DİL BİLİMİ ve ANLAM BİLİMDE CÜMLE, Rıza FİLİZOK
22.12.08
· OKUMA PARÇALARI: GÜZEL NESİR ÖRNEKLERİ
21.12.08
· OKUMAYA DAİR, BACON, Haz.: Nursel ÜKÜNÇ
11.12.08
· ANLAM DEĞİŞMELERİ ve EDEBİ SANATLAR, Rıza FİLİZOK
10.12.08
· ANLAM OLGULARININ SINIFLANDIRILMASI, Prof. Dr. Rıza Filizok
08.12.08
· FİKİR YAZILARI: İSPATLAMA METİNLERİ NASIL YAZILIR? Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
06.12.08
· DİL ve VATANSEVERLİK, EMİLE FAGUET, Terc.: A l i A K
28.11.08
· ÖMER SEYFETTİN'in GİZLİ MABET Hikâyesinde ANLATI ZAMANI
27.11.08
· AHMET HAMDİ TANPINAR: XIX. ASIR TÜRK EDEBİYATI TARİHİ'nin GİRİŞ BÖLÜMÜ'nün ÖZETİ
25.11.08
· DENEME TÜRÜ, Duygu CENGİZ
· ÇOCUK EDEBİYATI

EDEBİYAT Araştırmalarında HERŞEY YOLUNDA GİDİYOR MU?, Prof. Dr. RIZA FİLİZOK
Tarih: 09.07.2005 Saat: 03:59 Gönderen: egeedebiyat
Edebiyat

    EDEBİYAT ARAŞTIRMALARINDA 

  HERŞEY YOLUNDA GİDİYOR MU?



 

 

EDEBİYAT ARAŞTIRMALARIMIZDA HERŞEY YOLUNDA GİDİYOR MU?

 

                                      Prof. Dr. Rıza FİLİZOK

                                                             

    Yurdumuzda  Türk dili ve edebiyatı alanlarında yapılmakta olan araştırmaların dayandığı ilmî  temellerin araştırılıp tespitinin, incelenmesinin  ve geliştirilmesinin günümüz dil ve edebiyat araştırmacılarının başlıca görevlerinden birisi olduğu görüşündeyiz. Bununla birlikte araştırmacılarımız, çok zaman, özel ilgi alanlarının çok çetin olduğunu bildiğimiz sorunlarıyla yoğun bir şekilde ilgilenme zorunluluğu içinde bulunduklarından ayrıntı gibi görülen bu konulara zaman ayıramamaktadır ve bu konular üzerine eğilememektedir.

Bizce uyguladığımız ilmî yöntemlerin niteliğinin anlaşılması ve bu konularda yeni anlayışların geliştirilmesi  yapmakta olduğumuz araştırmalar kadar önemlidir.  Ayrıntı gibi görünen ve başlangıçta bizi üzerinde çalıştığımız konularımızdan, amaçlarımızdan çok uzaklara çekecek olan bu soyut konuların, geniş bir zaman dilimi içinde değerlendirildiğinde, bize daha çok zaman kazandıracağını, bizi daha doğru hedeflere götüreceğini, daha kalıcı eserler vermemizi sağlayacağını, nihayet bize çağdaş, evrensel ve üretici bir faaliyet içine  girme fırsatı vereceğini düşünüyoruz.

             Bu konular üzerinde bir tartışmayı başlatmak amacıyla Türk Dili ve Edebiyatı alanında çağdaş bir düzeyde araştırmalar yapılmasını engelleyen unsurların tespitinin yararlı olacağını düşünerek konuyla ilgili bazı  düşüncelerimizi genel başlıklar altında dile getirmeyi ve konuyu genel hatlarıyla gündeme taşımayı yararlı görüyoruz. Ortaya koyacağımız görüşler,  günlük gözlemlerimizi yansıtmaktadır, dolayısıyla özneldir ve meslektaşlarımın düşünceleriyle geliştirilmek zorundadır.

Yurdumuzda dil ve edebiyat araştırma alanlarının tarihî temelleri ile ilgili sorunlar:

             Bilim  dünyamıza bir bütün olarak bakarsak onun  iki tarihi kaynaktan beslendiğini görürüz: Bunlardan birincisi Türk-İslam bilim geleneği diğeri, diğeri Batı bilim geleneğidir. Aslında bu iki gelenek eski Yunan bilim geleneğine bağlıdır ve özünde aynıdır, zaman içinde bu dallarda bazı farklılıklar gelişmiştir. Tanzimat’tan sonra bilim dünyamızın bir kaosa sürüklenmesinin sebebi bu iki büyük geleneğin karşı karşıya gelmesinden doğan çatışmaydı. Doğu ve Batı bilimlerinin bu karşılaşması, bilim tarihi yönünden ilginç problemler ortaya çıkarmıştır: “Bu geleneklerden hangisine bağlanmak gerekir? Bu geleneklerden yeni bir senteze mi ulaşmak gerekir? Batı geleneğine bağlanıldığında terim meselesi nasıl halledilecektir?” soruları bunlardan birkaçıdır.  Batı kültürü böyle bir problemle, bu boyutlarda  karşılaşmadığından dolayı bu sorunun cevabını onlarda da hazır olarak bulamamıştık. Tanzimatçılar, bu iki gelenekten bir senteze ulaşmayı denediler. Aslında her iki gelenek de kendi içinde tutarlı bir sistem oluşturuyordu. Bundan dolayı aceleyle girişilen sentez denemeleri sonuç vermedi. Giderek sadece Batı sistemini bir bütün olarak benimseme anlayışı ağır bastı. Günümüzde de durum aynıdır. Ancak bugün dahi Batı bilim geleneğini kendi sistemi içinde, bütünlüğü içinde temsil ettiğimiz söylenemez. Fransızca, İngilizce, Almanca gibi değişik dil sistemlerinden değişik zamanlarda, değişik amaçlarla aktardığımız, bilhassa günlük ihtiyaçlara dönük bilgiler, Batıda iki bin beş yüz yıl içinde oluşmuş bilgi sistemlerini kavramamızı sağlayamamıştır. Bu arada noksanlıklarına rağmen kendi içinde bir sistem oluşturan Doğu bilim geleneğimizi de hemen tamamen unutmuş bulunmaktayız. İki sistem arasında kalan terimlerimiz ise anlaşılmaz bir hale gelmiştir. Sebepleri ne olursa olsun, bu iki büyük bilim geleneği arasında bugüne kadar başarılı bir seçim yahut sentez yapılamamıştır ve bir şekilde bu ikiliğin yarattığı sorunlar edebiyat araştırmalarına kadar uzanmakla kalmamamış bütün bilim hayatımızı etkilemiştir. Çözülmesi gereken birinci mesele budur. Terim meselesi, bir çağdaşlaşma ve bir v a r  o l m a meselesidir. Kanaatimizce tarihî zaruretlerden dolayı çağdaş bir anlayışla, tamamen ilmî bir yaklaşımla bu iki büyük bilim geleneğini bütünlüğü içinde çözümlemek ve bunlardan yeni bir terkibe ulaşmak, Türk bilim hayatını evrenselliğe ulaştıracaktır. Bu meselenin “GAP Projesi”nden daha büyük bir proje olduğu bilinmelidir. Aynı kaynaktan gelen bu iki büyük bilim geleneği, Anadolu topraklarında, Türkçe’nin etrafında tekrar birleşebilirse dünya için de yeni bir ışık doğabilir.

            Terim meselesinde tarihî hakikat şudur: 1) Bir dili sadeleştirme meselesi ayrıdır, terim meselesi ayrıdır. 2) Yer yüzünde hiçbir dilde sadece o dilin  imkânlarıyla evrensel bir terminoloji geliştirilememiştir. Bundan dolayı terim konusunda Türkçe’nin bütün imkânları kullanılmalı, bu imkânların yetmediği yerde eski kültürümüzden ve çağdaş medeniyetin imkânlarından yararlanılmalıdır.

 

             

           Terim problemi :

 

 

            Bilim terimle yapılır. Fransız kimyacısı Antoin  Laurent de Lavosier, bilim ile terminoloji arasındaki paradoksal ilişkiyi “Bilimi mükemmelleştirmeden dili mükemmelleştirmek mümkün değildir, dili mükemmelleştirmeden bilimi mükemmelleştirmek mümkün değildir” sözleriyle dile getirmiştir. Beşerî bilimler bazı fen bilimleri gibi kanunlar koyma aşamasında değildir; deskriptif bir karakteri olan beşeri bilimlerin asıl amacı, kavramları ortaya koymak, onları tanımlamak, tasnif etmek ve olguları betimlemektir. Bu durumda bilim dallarımızın aslî amaçlarından birisi terminolojimizi yaratmaktır. Batı bilim dünyası, bu açıdan çok şanslıdır, üstünlüğünün sebeplerinden birisi de budur.  Batılılar bir terimin iki bin beş yüz yıllık tarihine sahiptir; hemen her temel kavramları için en azından o kavramın aydınlığa kavuşmasına bir ömür vermiş birer filozofları vardır. Bizde ise bilim tarihimizde ortaya çıkan ikilik, terminolojimize yansımıştır. Eski ve yeni terminoloji kullanan araştırmacılarımız vardır. Bundan daha kötü olmak üzere her iki terminoloji geleneğimiz sistematik olma zorunluluğunu göz önünde bulundurmamaktadır. Şaşırtıcı olan şey, halâ Terim Bilimi dalının kurulmamış olmasıdır. Terimler, farklı bir sistematiğe sahip oluşlarıyla genel dil sisteminden ayrılırlar. Bir kelimenin dildeki anlamıyla, bilimdeki anlamının farklı olmasının nedeni budur.

              Terimlerin sistematik oluşunu kendi kültürümüzden aldığımız küçük bir örnekle açıklamak yararlı olacaktır: Cümlenin unsurları için eski dilimizde kullanılan birçok kavram vardır. Bunların bazıları, mahkûmun aleyh, mahkûmun bih, mevzu, mahmul, müsned, haber, müsnedün ileyh,  müsnedün bih , sıfat, hüküm, mevsuf, müpteda  kavramlarıdır. Bu kavramların ne ifade ettiğini ve aralarında hangi anlam farklılıkları olduğunu uzun zaman itiraf etmeliyim ki anlayamadım. Ancak bu kelimelerin cümlenin mantık temelli ikili ayırımının unsurlarının farklı bilim dallarındaki adlandırmaları olduğunu anladığımda bilmece çözülmüştü: Özneye fenn-i meâni mensupları,  müsnedün ileyh; nahviyyûn, müpteda; mütekellimin, mevsuf;  fukaha, mahkumun aleyh adını veriyordu. Yükleme fenn-i meâni mensupları,  müsnedün bih; nahviyyûn, haber; mütekellimin, sıfat;  fukaha, hükm adını veriyordu. Ancak bunları anladıktan sonra, bu terimlerin anlam farklılıklarını anlamıştım.  Terim birliğinin ve terim sistematiğinin kurulması bilimimizin gelişiminin ön şartlarından birisidir. Genel terimlerin bilimler arası iş birliğiyle kurulması gerekmektedir. Özel alan sözlüklerinin uzmanları tarafından oluşturulması gerekmektedir. Bugün dil ve edebiyat araştırmaları sahasının Batı standartlarında hazırlanmış “Ses bilgisi, ses bilimi, üslup bilimi, sözlük bilimi, dil bilimi, dil bilgisi, belâgat, anlam bilimi, gösterge bilimi vb. ” sözlüklerine öncelikle ihtiyacı vardır.

 

 

              Bilim anlayışındaki genel gelişmeler:

 

 

             Genel olarak dil ve edebiyat araştırmalarımıza durgun bir bilim anlayışının hakim olduğunu gözlüyoruz. Akademik yaklaşımlarda statik bir tavrın büyük faydaları olduğuna inanmakla birlikte tek tavır olamayacağını da unutmamamız gerekmektedir. Bilim tarihi durgunluk içinde hareketi barındıran bir tarihtir. Onun bu ikinci yönünü de ciddiye almamız bir zorunluluktur. Teori ile pratiğin, tümden gelimle tüme varımın karşılıklı etkileşimi sonucu bilim durmadan değişir. Bir bilim sahasında ulaşılan başarılar, diğer bilim sahalarının metodolojisini, terminolojisi etkiler. Biyoloji bilimindeki gelişmeler, edebiyata zaman, mekan ve ırk terimlerini verdiğinden dolayıdır ki bugün “Namık Kemal nesli” gibi deyimler kullanıyoruz. XIX. Yüzyıl edebî akımları ve edebî tenkidi, biyolojinin zaferleri üzerine kurulmuştur. Bunu bildiğimizden dolayı da devrin edebiyatını doğru olarak tahlil edebiliyoruz. Çağımızın genel bilim hayatının temel eğilimleri ise değişmiştir. Bu değişimin esaslarını kavramadan ne edebiyattaki değişimleri ne de edebiyat araştırmalarındaki değişiklikleri kavrayamayız. Dikkatimizin bir kısmını bilim dünyasının temel eğilimlerine yöneltmemiz, yolumuzu daha aydınlık kılacaktır. Bilim dün nesneleri kavramak için onlara “bu nedir?” sorusunu yöneltiyordu. Bu sorunun az çok cevabını bulduğundan dolayı bugün artık  “bu ne işe yarar” sorusunu soruyor. Bu bilimde işlevselciliğin zaferidir. İşlevselcilik bize nesnelerin ne olduğunu bilmemizin yetmeyeceğini öğretti. Aynı nesnenin değişik görevler yüklendiğini gösterdi. Edebiyat araştırmalarının bu alana yönelmesi, bu değişimle ilgilidir. Yine günümüzde bilimlerde bağıntıların incelenmesi, birinci plana çıkmıştır. Bunun dil bilimine yansıması ise kelime incelemelerinin yerini kelimelerin seçme ve yerleştirme eksenlerindeki bağıntılarının incelenmesine bırakması olmuştur. Bu küçük iki örnek, bilim anlayışındaki en ufak değişikliklerin durgun dünyamızı ne kadar sarstığını açıkça göstermektedir. 

 

               Günümüzde bilimler iki zıt eğilimin etkisi altındadır: XXI. yüzyılın  başlarında bilimlerin hem birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılma gayreti içinde olduğu, hem birbirlerine yaklaştığını görüyoruz. Bu “ya.. ya..”  mantığının yerini “hem.. hem..” mantığına bırakmasını da ifade eder. Bu durumda bilimler, kapalı kaplar olmaktan uzaklaşmış, birbirlerinin buluşları üstünde yükselen bir yapı kurmalarına imkan hazırlamıştır. Antropoloji, mantık, istatistik, epistemoloji, dil bilimi, gösterge bilimi, hatta matematikteki gelişmeler meselâ üslup bilimini yakından ilgilendiren sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Tarihî bir hakikat olarak bilmekteyiz ki dil bilimindeki gelişmeler antropolojiye ışık tutmuş, antropolojideki gelişmeler metin tahlilini değiştirmiştir.

 

                   Bu durumda kanaatimize göre edebiyatçıların edebiyatçı olarak, felsefecilerin felsefeci olarak, antropologların antropolog olarak kalma lüksü artık yoktur. En azından bir kısım meslektaşımızın ilmî disiplinlerin kesişim alanlarında çalışması kaçınılmaz bir zorunluluk olmuştur. Diğer komşu alanların  da dil ve edebiyat meselelerinden uzak kalmaları artık mümkün değildir.

 

                    Ayrıca yurdumuzda  akademik seviyede  kurulmuş bulunan edebiyat, felsefe, mantık, psikoloji, tarih, filoloji, antropoloji, sosyoloji gibi beşeri bilim dallarının aynı amaç için, ayni ilmi idealleri benimseyerek, birlikte, planlı olarak çalışması, müşterek, gelişmiş bir bilim dili kurmaları artık bir zorunluluktur. Bununla birlikte belirtmeden geçmeyelim ki, bunun pratikte çok zor olduğunu biliyoruz. Her biri farklı Batılı ekollerin  etkisi altında kurulan, amaç ve eğilim olarak çok değişik zihniyetleri yansıtan, hatta farklı terminolojiler geliştiren bu disiplinlerin ortak projeler geliştirmesinde büyük güçlükler vardır. Ancak bu güçlükleri yenemediğimizde, bizlerden farklı düşünenlerin de bizim de bilim dünyasında var olamayacağımızı  anlamamız gerekmektedir. Bizce bilimimizin önünde duran en önemli  engel  bu meseledir.

 

                Bilimler  çağımızda bir taraftan yeni bazı teoriler etrafında işbirliği yaparken, bir taraftan da yeni teorilerin zorlamasıyla yeni, özgün araştırma sahaları oluşturmakta ve yeni disiplinler doğmaktadır. Bunun sonucunda birçok klasik disiplin aynı kalmakla birlikte bunun yanında birçok klasik disiplin yeni bir içerik kazanmakta, birçok yeni disiplin doğmaktadır. Türk Dili ve edebiyatı araştırmacıları olarak bu durumda bilimsel gelişmelerin ışığı altında disiplinlerimizi ve eğitim programlarımızı tekrar bu yeni oluşuma göre gözden geçirmek, yeni doğan bilim dallarını kurmak zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

 

                   Yeni doğan bilimler içinde alanımızı en çok ilgilendirenlerden birisi gösterge bilimi diğer adıyla işaret bilimidir. Bu bilim dalı,  çağımızda anlam biliminin mantığı olarak dil ve edebiyat mensuplarının görmezlikten gelemeyeceği bir alan olmuştur. Bunun sebebi, yaptığımız bütün dil ve edebiyat araştırmalarının nihaî amacının anlama ulaşmak olmasıdır. Bu anlayışın sonucunda gösterge bilimi araştırma alanlarımızın tam ortasına, yerleşmiş bulunmaktadır. Gösterge bilimi alanında yurdumuzda pek çok yayının bulunmasının sebebi budur. Yurdumuzda bu konuda yapılan yayınların çokluğu sevindirici olmakla birlikte, bu yayınlar vasıtasıyla işaret bilimi dalının yurdumuzda gelişmekte olduğunu söylemek pek mümkün görünmemektedir. Yapılan tercümeler,  bir deniz kazasından elde kalan kitaplar gibi tesadüfidir, farklı terimlerle ve anlayışlarla adeta sathî bir fikir vermek amacıyla yayınlanmaktadırlar. Bu yayınlardan bu bilim dalını öğrenmeye kalkan bir gencin, asıl kaynaklara gitmezse amacına ulaşması mümkün görünmemektedir. Söz konusu alan, ciddi ve bağımsız, akademik bir alan olarak düşünülmeden ondan gereği gibi yararlanmak mümkün değildir. Ciddî olarak benimsememiz ve geliştirmemiz gereken dallardan birincisi budur.

 

İkinci olarak dilbilimi sahasında son yüzyılda ulaşılan bütün gelişmelerin akademik faaliyetlerimiz içinde yer alması gerektiğine inanıyoruz. Saussure’den sonra dilbilimi, klasik  filoloji anlayışını değiştirmiş ve bütün beşerî bilimler alanını sarsan gelişmelere neden olmuştur. Buna rağmen yurdumuzda Türk dili ve edebiyatı araştırmaları hiçbir değişiklik olmamış gibi çok ufak onarımlarla yoluna devam eder görünmektedir. Bu ise çağdaş araştırmalarla aramızdaki uçurumun derinleşmesine neden olmaktadır. İnternete giren genç bir araştırmacı, kendisini tamamen yabancı bir dünyada bulmaktadır.  Dil bilimi; günümüzde geniş bir çeşitlilik içinde ele alınmaktadır. Bunların başlıcaları şunlardır:  Uygulamalı dilbilim (linguistique appliquée), karşılaştırmalı dilbilim (Linguistique comparative), ayrımsal dilbilim (linguistique contrastive), betimsel dilbilim (linguistique descriptive), art zamanlı dilbilim (linguistique diachronique), ayrımsal dilbilim(linguistique différentielle), dağılımsal dilbilim (linguistique distributionnelle), evrimsel dilbilim (linguistique évolutive), işlevsel dilbilim (linguistique fonctionnelle), genel dilbilim (linguistique générale), genetik dilbilim (linguistique génétique), tarihsel dilbilim (linguistique historique), nicel dilbilim (linguistique quantitative), dural dilbilim (linguistique statique), yapısal dilbilim (linguistique structural),eş zamanlı dilbilim (linguistique synchonique). [ Okuyucularımız, bu yazıda dil bilimi kelimesinin dahi farklı biçimlerde yazmak zorunda kalışımızdan terim meselesinin ne kadar ciddi olduğunu anlayabilirler. Bu tutumumuzun sebeplerini açıklamayı başka bir yazımıza bırakarak şimdilik şu kadarını söyleyelim: Bu konuda sadece TDK’nu esas alarak dahi tutarlı olmak, hemen hemen imkânsızdır.Konunun uzmanları bunun sebeplerini bilirler. ]

 

Bu alanlar Türkiye’de tanınmakla birlikte sistematik olarak incelenmiş değildirler. Bütün bu değişik yaklaşımların esaslarının kavranması, bu alanlardaki bilgilerimizin derinleştirilmesi yolumuzu kısaltacaktır. Ayrıca,”belâgat”, “üslûp bilimi” alanlar, dil bilimi ile ayrılamaz bağlarla birbirine bağlanmıştır. Dil biliminin başlıca alanlarını ve gösterge bilimini tanımadan günümüzde üslup araştırmalarını geliştirmek mümkün değildir.

 

              Bilim dallarımız, günümüz dünyasında her geçen gün bir çığ gibi yeni alt bilim dallarına ayrılmakta, bu sahalarda uzman grupları yetişmekte, bu sahalarla  ilgili  yeni bir terminoloji ağı kurulmaktadır. Kurumlarımızın iş bölümü yapmaksızın bu sahaları tanıması, terim oluşturması günümüzde imkansız hale gelmiştir. Avrupa Birliğinin son yıllardaki en büyük projelerinden birisi, ortak bir terminoloji geliştirme projesidir. Üye devletler, bu projeye destek vermektedir. Avrupa’da bütün üniversiteler, bu büyük projenin gerçekleşmesi sürecinde görev almışlardır. Terim meselesinin bilim adamlarının kişisel çalışma alanını ne kadar aştığını anlamak için,  edebiyatta sadece tenkit sahasında “textual criticism, deconstructive criticism, descriptive criticism, empiricial criticism, expressive criticism, feminist criticism, psycho-analytic criticism, impressionistic criticism, marxist criticism, new criticism, objective criticism, practical criticism, prescriptive criticism, rhetorical criticism, structuralist criticism” gibi yeni araştırma dallarının doğduğunu hatırlamak yeterlidir.

 

            Bir terim projesine sahip olursak ve bunu gerçekleştirebilirsek, Türk bilimi, Türk Üniversiteleri, dünya sıralamasında özlenen yere gelebilir. Bu işe bir başlama noktası arıyorsak, bütün dünya gibi biz de işe TERİM’den, TANIM’dan, TASNİF’ten başlamalıyız. Bilimin hareket noktası bunlardır.

 

             Planlama Meselesi:

 

             Dilimizin ve edebiyatımızın Türk kültür hayatında seçkin bir yeri vardır. En eski ve en yeni devirler göz önüne alındığında dil ve edebiyatımızın fikir hayatını ve hatta sanatımızı idare ettiğini görürüz. Edebiyat, tarih boyunca düşünce hayatımızın merkezinde yer almıştır. Kültürümüz diğer kültürlerle mukayese edildiğinde bu olgu daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Kültürümüzün incelenmesinde bundan dolayı en önemli yeri dil ve edebiyat araştırmaların alması tabiidir. Mevcut kanun ve yönetmeliklerde, ana dilin ve anadili eğitimi ve öğretiminin önemi kuvvetle vurgulanmakta, ana dili eğitiminin öğretimin temel amacı olduğu söylenmektedir. Bu tespit doğrudur, ancak uygulamada bu kararlılığın ortadan kalktığı görülmektedir:  Yapılan bütün uygulamaların bu temel hedeften ne kadar uzak olduğunu göstermek için sadece bir olguyu ele alalım: Türkiye’de akademik bölümlenme çerçevesinde Türk dili ve edebiyatının yeri nerededir?  Yurdumuzda akademik bölümlemeler yapılırken bu hedef unutulmuş, garip bir eşitlik fikrine dayanılmıştır. Bunun sonucunda, Türk filolojileriyle mesela İngiliz filolojileri, yapılan planlamalarda kuruluş imkanları ve araştırma potansiyeli  yönünden eşit tutulmuştur. Acaba yer yüzünde  Türkiye’den başka ana dili filolojilerinin diğer dil filolojileriyle eşit imkânları paylaştığı bir ülke var mıdır? İngiltere’de yahut Fransa’da ana dili filolojilerinin imkanlarının binde birinin Türk filolojisine ayrıldığını acaba kim söyleyebilir? Tabiî ki bizim yabancı dil öğrenme ve öğretme ihtiyacımız çok yüksektir ve çok gereklidir. Yabancı dil filolojilerinin geliştirilmesi kültür hayatımızı zenginleştirecektir. Ancak bu gereklilik dahi ana dili filolojilerinin diğer dil filolojileriyle aynı imkanları paylaşmasını gerektirmez. Fransızların Fransızca ve Fransız kültürü için kaç “GAP Projesi”ne denk bütçe imkanı ayırdığını görmemizde yarar vardır.  Dil ve edebiyata ait bilim dallarının gelişmesinin önündeki en önemli maddî  engel, hükümetlerin gözden kaçırdığı bu planlama olgusudur. 

 

                Türk dili araştırmalarının hem bilim hayatımızın ve hem kültürümüzün temeli ve merkezi olduğunu kim inkâr edebilir? Bununla birlikte bu hakikatin hayatımızın içinde olduğunu ve unutulmadığını kim söyleyebilir? Bilim, dil merceğinden süzülür. Bu unutuldukça bilim ve çağdaşlaşma meselenin çözümlenmesi mümkün değildir.

                  Fransız medeniyeti, XVII. yüzyılın ortalarında Port Royal ekolünün Fransızca’yı ve Fransızca düşünmeyi bilimin ve sanatın hareket noktası olarak ilan etmesinden sonra  evrensel bir medeniyet olmuştur. Port Royal mensupları önce yabancı dille eğitime son verdiler, yabancı dilleri Fransızca olarak anlatmakla işe başladılar. O devrin görüşüne göre dayandıkları temel teori, bütün dillerin evrensel bir mantığı yansıttığıydı, yani bütün dillerin evrensel olan düşünme biçimlerinin farklı ifadeleri olduğuydu. Bundan dolayı işe Fransızca mükemmel bir mantık neşretmekle başladılar. Sonra bu mükemmel mantığa dayanan, ilkelerini bu mantıktan alan bir Fransızca gramer yazdılar. Ancak bunlardan sonradır ki yine ilkelerini ortaya koydukları mantıktan alan Yunanca, Latince, İtalyanca, Portekizce dil bilgisi kitapları yazdılar. Bu reform, kendilerinden hareketle dünyayı kavrama denemesiydi, başarılı da oldular. Çağın yeni bilim dallarını kurarak, biz de aynı şekilde daha yüksek bir başarıya ulaşabiliriz.

Eski belâgat bilimi geleneğimiz, bugünkü edebiyat araştırmalarımız için vaz geçemeyeceğimiz temel bir kaynak niteliğindedir. Tanzimat’tan sonra bir kıyıya bırakılan bu kaynağa tekrar dönme zorunluluğu vardır. Batı dünyasında son yüzyılda dil bilimi ve gösterge bilimi alanlarında ileri sürülen temel görüşlerle Türk-İslâm belâgatçilerinin temel görüşleri, şaşırtıcı bir şekilde, bir benzerlik göstermektedir. Çağı anlamak için bu kaynaklara dönmek gerekmektedir.

Kanaatımıza göre çağdaş dil bilimi ve gösterge bilimi ile tarihî belagat, günümüz dil ve edebiyat araştırmalarına yeni bir hız verebilir.

 

 

 

 

              


 
Giriş
Üye Adı

Şifre

Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksınız.

İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Edebiyat
· Haber gönderen egeedebiyat


En çok okunan haber: Edebiyat:
AHMET HAMDİ TANPINAR: XIX. ASIR TÜRK EDEBİYATI TARİHİ'nin GİRİŞ BÖLÜMÜ'nün ÖZETİ


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 3.85
Toplam Oy: 28


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder


İlgili Konular

Edebiyat

Tüm hakları saklıdır.