Hoşgeldiniz: ::EGE EDEBIYAT::
  Yeni Kayıt | Giriş
Konu Başlıkları
Edebiyat
· Düşünme Sanatı
· Okuma Sanatı
· Yazma Sanatı
· Yayınlarımız
· Edebiyat Antolojisi
· Tenkit
· Şairlerimiz
· Yazarlarımız
· Bibliyografya
· Eser Tanıtma Sanatı
· Haberler/Duyurular

Konu Başlıkları
· Edebiyat/Littérature
· Belagat/Rhétorique
· Dil Bilimi/Linguistique
· Anlam Bilimi/Semantique
· Gösterge Bilimi/Semiotique
· Terim Bilimi/Terminologie
· Pragmatik/Pragmatique
· Metin Analizi
· Naratoloji

Kimler Online?
Şu an sitede, 22 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.

Günün Yazısı
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

Geçmiş Yazılar
19.07.09
· METİN İNCELEMESİ ve METİNLERDE GERÇEKLERİN ALGILANIŞ, İFADE EDİLİŞ BİÇİMLERİ
17.07.09
· YABANCI MEŞHUR ROMANLAR : TÜRLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI
06.07.09
· DÜNKÜ ve BUGÜNKÜ BATI SİYASETİ ÜZERİNE BİR BELGE
04.07.09
· ROMANCININ DÜNYASI, Ord. Prof. Dr. Suut Kemal Y E T K İ N
02.07.09
· Fazıl Hüsnü DAĞLARCA: Mustafa Kemal'le Demirkazık Yıldızı
28.06.09
· TENKİT ÜZERİNE
15.06.09
· GAMSIZ'IN ÖLÜMÜ HİKÂYESİNDE METİN İÇİ ZAMAN, Rıza Filizok
01.06.09
· Ali Canip'in Sanat ve Edebiyat ile İlgili Fikirleri
· Ali Canip'in Dil ile İlgili Fikirleri
· Ali Canip'in Edebiyat ile İlgili Fikirleri
27.05.09
· BELAGAT TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ, Rıza FİLİZOK, Safiye AKDENİZ
25.05.09
· 1920-1960 ARASI TÜRK ROMANCILIĞI
19.05.09
· HİKAYE ve ROMANLARDA ANLATICI MESELESİ, Rıza FİLİZOK
10.05.09
· Edebi Eserlerde BAKIŞ AÇISI, Prof. Dr. Rıza F İ L İ Z O K
04.05.09
· SÖYLEM ve ANLATI ÜZERİNE , Rıza FİLİZOK
29.04.09
· HİKAYE ETME DÜZLEMLERİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
22.04.09
· ANDERSEN: Ayın Hikâyeleri
04.04.09
· BİLDİRİŞİM YAHUT İLETİŞİMİN TEMEL ELEMENTLERİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
01.04.09
· OKUMA SANATI ÜZERİNE, Walter Winkelman
06.03.09
· Hikaye Etme Billimi: Temel Bilgiler, Rıza FİLİZOK
01.03.09
· HİKAYE ETME BİLİMİ ( ANLATIBİLİM) : NARATOLOJİ, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
16.02.09
· EDEBÎ ESERLERDE ZAMAN, Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
14.02.09
· TEMEL ANLAM ve YAN ANLAM, Rıza FİLİZOK
03.02.09
· OSMANLICA ÖĞRENMEK İSTEYENLER İÇİN KAYNAKLAR
02.02.09
· DİNLEMEYİ BİLMEK , ALAİN
01.02.09
· FİKİR YAZILARININ TEMEL NİTELİKLERİ, Prof. Dr. Rıza Filizok
24.01.09
· İ S T İ K L A L M A R Ş I M I Z
· TÜRK EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ, İzzet ŞEREF
· SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI ve Cenâb Şehabettin
18.01.09
· Bir öğrencimizin Sorusuna Cevap:
· TÜRK EDEBİYATINA UMUMİ BİR BAKIŞ, Fuad KÖPRÜLÜ
· TİRYAKİ SÖZLERİ, CENAB ŞEHABEDDİN
17.01.09
· ŞİİR DEMETİ
07.01.09
· Recaizade Mahmut Ekrem, Hayatı, Eserleri, Fikirleri
03.01.09
· DİLİN TOPLUMSAL GÖREVİ, Ali A K
02.01.09
· KLASİSİZM, A l i A K
26.12.08
· TÜRK EDEBİYATINDA NEV-YUNÂNÎLİK, Prof. Dr. Şevket TOKER
25.12.08
· K L A S İ S İ Z M , A n d r e G İ D E
· PASCAL : DÜŞÜNCELER
23.12.08
· MANTIK BİLİMİ, DİL BİLİMİ ve ANLAM BİLİMDE CÜMLE, Rıza FİLİZOK
22.12.08
· OKUMA PARÇALARI: GÜZEL NESİR ÖRNEKLERİ
21.12.08
· OKUMAYA DAİR, BACON, Haz.: Nursel ÜKÜNÇ
11.12.08
· ANLAM DEĞİŞMELERİ ve EDEBİ SANATLAR, Rıza FİLİZOK
10.12.08
· ANLAM OLGULARININ SINIFLANDIRILMASI, Prof. Dr. Rıza Filizok
08.12.08
· FİKİR YAZILARI: İSPATLAMA METİNLERİ NASIL YAZILIR? Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
06.12.08
· DİL ve VATANSEVERLİK, EMİLE FAGUET, Terc.: A l i A K
28.11.08
· ÖMER SEYFETTİN'in GİZLİ MABET Hikâyesinde ANLATI ZAMANI
27.11.08
· AHMET HAMDİ TANPINAR: XIX. ASIR TÜRK EDEBİYATI TARİHİ'nin GİRİŞ BÖLÜMÜ'nün ÖZETİ
25.11.08
· DENEME TÜRÜ, Duygu CENGİZ
· ÇOCUK EDEBİYATI

Metafor: Merkezi Söz Figürü, Çev.Soner Akşehirli
Tarih: 06.07.2005 Saat: 23:33 Gönderen: egeedebiyat
Belagat Soneraksehirli writes "


Kaynak metin: http://www.oup.com/pdf/0195111095_01.pdf


 Çeviri ve Türkçe'ye Uyarlama: Soner AKŞEHİRLİ

 Metafor: Temel Söz Figürü
 
 
 Metafor, belki de bir insanın sahip olabileceği en verimli güçtür. 

                                                                    Jose Ortega Gasset, 1948          


      



          Metafor kelimesi Grekçe’de “transfer” anlamına gelen metaherein  kelimesinden türemiştir. (Oxford English Dictionary, 1996). Bu aldatıcı etimolojiden dolayı metafor, farklı insanlar için farklı anlamlar ifade etmiştir; hatta o derecede ki, bu alanda çalışan uzmanlar, metafor için bir tanım istendiğinde kısa bir şaşkınlık yaşarlar. Saygıdeğer ve o sıralarda teorik olarak muhalif olduğumuz Ray Gibbs adlı bir meslekdaşımın, Tel Aviv’e giderken bilet kontrolü sırasında bir gazeteci ile yaptığı röportajı çok canlı bir şekilde hatırlıyorum. Kendisine niçin Tel Aviv’e gittiği sorulunca Gibbs, metafor üzerine bir konferansa davetli olduğunu söyler. Muhabir kendisine “Metafor nedir” diye sorar. Gibbs tereddüt gösterince muhabir ona “Metafor üzerine bir konferansa gidiyorsunuz ama metaforun ne olduğunu bilmiyorsunuz” der.  (...)


            Metafor tanımları en az iki nedenden ötürü değişiklik gösterir. Öncelikle bu terim, her ne kadar birbiriyle ilişkili olsa da birkaç farklı mânâda kullanılır. İkinci olarak hem onun farklı anlamları içinde hem de bu farklı anlamlar arasında tanımlar, keskin bir şekilde birbirinden farklı teorik konuları ve varsayımları yansıtmak için kullanılır. Bazen teorik sınırlar bilimsel disiplinlerle çakışır. Yani filozoflar, dilbilimciler ve psikologların her biri metaforu kendi terimleri ile tanımlayabilirler. Ancak metaforun farklı yönlerini yansıtan disiplinler içinde de – dilin doğasıyla ilgili görüşlerde olduğu gibi – farklılıklar vardır. Metaforu tanımlayan sözlük maddeleri, metaforun nasıl farklı şekillerde tanımlanabileceği ile ilgili açıklayıcı örnekler verir. Oxford İngilizce sözlüğünde terimin iki temel anlamı verilmiştir. İlk anlam metaforu bir dil türü olarak belirler: “Bir isim, bir betimleyici kelime ya da kelime grubunun farklı ama kendisine benzeyen bir nesneye ya da eyleme transfer edilmesi ile oluşan, hakikî anlamda da kullanılabilen söz figürü.” İkinci anlam metaforu bir kavramsal sunum (conceptual representation) formu olarak tanımlar: “Bir başka şeyin sunumu olarak görülen bir şey; sembol”. Özel bir metafor örneği bu iki anlamı da sergileyebilir. Şu örnekte “suç” , bir hastalık olarak gösterilmiştir: “Şehrimizdeki suç, en iyi komşularımıza bile bulaştırdığımız bir mikrop haline gelmiştir” Bu örnekte ‘suç’, ‘hastalık’ın sunum örneğidir. Hastalık kavramı, suç kavramı için bir metafor olarak kullanılmıştır. Eğer biz suçu bir hastalık örneği olarak kavramlaştırabilirsek, suç, hastalığın en azından bazı özelliklerine sahip olabilir: Yerel ya da yaygın olabilir, bulaşıcı olabilir, hatta bir suç virüsü bile olabilir. Ve eğer suç, hastalığın özelliklerine sahip olabilirse, hastalık kavramına ait söz varlığını (vocabulary) suç ile ilgili konuşurken kullanabiliriz: Mesela “Onun, hırsızlık yoları tedavi edildi” diyebiliriz. Lehrer (1978), bir kavramsal ilişkinin bir kök metaforu aracılığıyla ilk olarak nasıl ifade edildiğinin ayrıntılı bir analizini yapar. Mesela “Kişilikler, dokumalar gibidir” metaforu, bu metaforun yeni bir örneği aracılığıyla genişletilir: “Ahmet  iyi bir tezgâhta dokunmuş”. Antropoloji ve sosyolojide olduğu kadar felsefedeki, dilbilimdeki ve psikolojideki metafor teorileri, metaforun bu iki mânâsının bir veya daha fazla yönünü dile getirirler. Bir dilbilimsel ifade veya bildirişim formu olarak metafor; ve bir kavramsal sunum ve sembolleştirme formu olarak metafor. Benzer şekilde edebiyat teorisi ve eleştirisi de metafor görüşlerini bu iki anlamda dile getirir: Edebî veya poetik bir araç olarak metafor; ve sembol olarak metafor. Büyük ölçüde bu iki anlam, dikkate değer bir istisnâ olarak Lakoff ve onun meslektaşları dışında, sanki birbirinden bağımsızlarmış gibi düşünülür. Bu meseleye ilerde tekrar değineceğiz; şimdilik metaforu kısaca dilbilimsel ifade olarak inceleyelim.

Yer Değiştirme Olarak Metafor

Poetika’nın 21. bölümünde Aristo dört çeşit metafor önerir: Cins-cins, tür-cins, cins-tür ve analoji. İlk üç çeşit metaforun ortak bir özelliği vardır: Bir kelimenin diğeri ile yer değiştirmesi. Cins-cins metaforları, çağdaş metafor incelemelerinde nominal metaforlar olarak en çok ele alınan metafor çeşididir. Nominal metaforlarda “Bazı avukatlar balinadır” örneğinde olduğu gibi bir isim diğerinin yerini alır. Metafor aracı (vehicle) ‘balina’, aynı cinse, yani aynı kategori veya semantik bilgi alanına ait bir kelimenin yerine kullanılır. “Bazı avukatlar” ise metafor konusudur. (topic) Yer değiştirme görüşü için ciddi bir güçlük hemen göze çarpmaktadır. “Balina” ismi muhtemelen, aynı semantik bilgi alanındaki bir diğer isimle yer değiştirir; fakat neyle değiştirdiği belirsizdir. Bu, hangi isim olabilir? Benzer şekilde predikatif metaforlarda da fiillerin yer değiştirdiği söylenir. Mesela “Köpek arka bahçeye uçtu”. Köpekler, hakikî olarak uçamaz, ancak “uçmak” fiili hakikî olarak köpeğin gerçekleştirebileceği bir başka fiille yer değiştirmiştir. Ancak tıpkı nominal metaforlarda olduğu gibi, bu diğer fiil ne olabilir? Yer değiştirme, cinsin türle veya türün cinsle yer değiştirdiği iki tür mürsel mecazda (metonymy) bir sorun teşkil etmez. Bu ifadelerde aynı semantik bilgi alanından iki terim alınır ve yer değiştirme, semantik bilgi alanını değil, bir türe özgü oluş (specifity)  düzlemini gerektirir. “Mutfağın ışığını yaktığı zaman böcekler kaçıştı” cümlesinde hamam böcekleri için “böcek” gibi daha genel bir terimi kullanmak, tek olarak tür için cins metaforu olabilir. Cinsin türle veya türün cinsle yer değiştirdiği ifadelerde neyle neyin yer değiştirdiği açıktır. “Böcek” gibi genel bir terim, “kene” gibi daha spesifik bir terim için kullanılabilir. Ancak bu tür ifadeleri metafor olarak ya da  başlı başına yer değiştirme (substitution) örnekleri olarak görmek doğru olmayabilir. Her ne zaman bir gönderimde (reference) bulunsak, bağlam (context) içinde uygun olan bir türe özgü oluş seviyesi (specifity) seçeriz. Bu seçimleri hangi prensipler düzenler? En genel seviyede, insanların, Grice’ın işbirliği ilkelerini (cooperative principle) uyguladığını düşünüyorum. İnsanlar konuşurken, konuşmalarının amacına ulaşması için birbirleriyle kapalı bir şekilde işbirliği içinde bulunurlar. İşbirliği içinde olabilmek için insanlar birbirine uygun, doğru sözlü, açık ve bilgilendirici olmaya çalışırlar. Bir konuşucunun, türe özgü oluş seviyesi seçimi bunlara bağlı olarak düzenlenmelidir. (...)

 

Eksik türe özgü oluş seviyesini  düzenleyen şey nedir? Delâlet edici ifadelerin (referring expression) eksik düzlemi genellikle temel kategorizasyon düzlemindedir. Herhangi bir şey, çeşitli türe özgü oluş seviyelerine delâlet edebilir.  Bir piyano yüksek dereceli bir seviyede büyük piyanoya, orta seviyede ise piyanoya delâlet edebilir. Orta seviye, ortak temel seviye olarak bilinir. Yani temel seviye genellikle türe özgü oluşun eksik seviyesi haline gelen, genel yararlılık seviyesi olarak karakterize edilebilir. Bir bağlam (context), başka bir şeyi göstermezse, insanlar, bir çok durumda temel seviye olan eksik,sıradan türe özgü oluş seviyesini kullanır. Eğer daha spesifik veya daha genel seviye, bilgilendirici olursa konuşucular seçimini buna göre yapmalıdır. (...) “Para” çok genel olabilir; banknot, kuruş vs. ise çok spesifik olabilir. (...)

Cinsin türle yer değiştirmesi ve tersi hakikî dil kullanımı yerine mecazî kullanımını seçmek değil, bir türe özgü oluş seviyesi seçimidir.


Üst seviyenin alt seviye ile yer değiştirmesi ve tersi teknik olarak mürsel mecaz örneği olsa da, bu, en iyi, sıradan hakikîl dil olarak nitelenir. Mürsel mecazlı yer değiştirmelerin diğer türleri, mesela bir parçanın bütüne işaret ettiği durumlar, daha mecazî görünmektedir. Bu mürsel mecaz türleri türe özgü oluş seviyeleri arasında bir yer değiştirmeyi gerektirmez; bunun yerine kastedilen göndergenin çağrıştırdığı bir terim yer değiştirir. “Çankaya bu yasayı veto etti” örneğinde olduğu gibi bir yer adı, o yerde bulunan kişiye delâlet eder. Turner’ın tesbit ettiği gibi, bir ifade, konvensiyonel olarak çağrıştırdığı bir başka şeye işaret etmek için kullanılabilir. Yani insanların isimleri, onların eserlerine delâlet edebilir: “Tanpınar’ı okuyorum”. Bu tür ifadeler üzerindeki sınırlamaların temelde kültürel ve çağrışım açıklığına bağlı olduğu görülür. Yani “Sarah Lee’yi seviyorum” cümlesini, bu isimle satılan kekleri anlatmak için kullanabilirim. Ancak, arkadaşımın çok güzel yaptığı bir yemeğe işaret etmek için “Ayşe’yi seviyorum” diyemem. Kültürel olarak paylaşılan çağrışımlara ek olarak spesifik bağlamlar da mürsel mecazlı bir gönderim sağlayabilirler. Mesela bir lokantadaki garson “Istakoz bu gece beyaz şaraba eşlik edecek” dediğinde, her gelişinde istakoz sipariş eden bir müşteriye işaret edebilir. Ancak bu tür kullanımlar, tıpkı türe özgü oluş seviyelerinin yer değiştirmesinde olduğu gibi, bütünüyle metonimik veya metaforik değildir.

Hangi tür mürsel mecazlar metafor olarak görev yapar? Metafor teriminin Yunanca anlamından hareketle, mürsel mecazlerın bir transferi içerdiği durumlarda metafor olarak görev yaptıklarını söyleyebiliriz. Bu tür metonimik transferlerin bir şekli, soyut ve somut arasındaki bağlantılardır. Mesela “yazar” için “kalem” denmesi veya “kanun” için yargıç denmesi gibi. Transferin bir diğer şekli, göndergenin bâriz özelliklerinin vurgulanmasıdır. Mesela “aşçı” için “mutfak” denmesi gibi. Ancak bu delâlet edici ifade, tek başına bir varlığı belirleme görevinde olduğu zaman metaforik değildir. Lokanta örneğinde garsonun müşteri için “istakoz” demesi böyledir. Yani istakoz kelimesinin sadece tek bir varlığa işaret etmesi ve onu karakterize etmemesi, metaforik kullanım olarak görülemez.


Yer değiştirme görüşünün bazı problemleri

Gördüğümüz gibi mürsel mecazlı ifadelerdeki yer değiştirmelerin doğası açık ve problemsizdir. Ancak bu tür ifadelerin metaforik statüleri bu kadar açık ve sorunsuz değildir. Tropların en önemlisi olan cins-cins metaforlarında metaforik statü sorun değildir; ancak varsayılan yer değiştirmenin doğası problemlidir. Gibbs’i takip ederek “metafor” terimini, dar anlamında, iki kavramsal bilgi alanını ve bunlar için mürsel mecazı gerektiren ifadelere işaret etmek için kullanacağım. Metaforlar yer değiştirme görüşü için çetin bir problem arz eder. Mesela “erkekler kurttur” ifadesinde “kurt” hangi kelimenin yerini almıştır? Yer değiştirme görüşüne göre metafor hakikî anlamlı bir ifadenin “kurt” gibi bir metaforik ifade ile yer değiştirmesiyle oluşur. Ancak, “kurt” kelimesinin yerine onun hakikî dengini koyarak yapılacak bir dönüşüm şekli  yok gibi görünmektedir. Bu bağlam içinde “kurt”un hakikî bir denginin olmaması açık bir delildir. Eğer böyle bir kelime olsaydı, hakikî ifade yerine metaforik ifadeyi kullanmak için bir neden olmazdı.

Özellikle farklı kavramsal bilgi alanına ait olan X ve Y’nin oluşturduğu “X, Y’dir” tipi metaforlardaki yer değiştirmenin doğası nedir? Bu yer değiştirmenin mürsel mecazlı ifadelerdekinden daha kapalı (zımnî) bir işlem olduğu görülmektedir. Yer değiştirme görüşü, “kurt” gibi bir metafor aracının, aynı semantik bilgi alanından bir terim veya terimlerle yer değiştirdiği iddiasının ötesine geçmemektedir. Alternatif olarak, yer değiştirmedeki metafor aracının, herhangi bir hakikîl açımlamaya (paraphrase) delâlet etmek için kullanıldığı düşünülebilir. Yani “kurt”, metafor zeminin bir hakikî sunumu ile yer değiştirebilir. “Erkekler kurttur” metaforunda kurt; avcı bir yaratık, sinsi ve sert vs. gibi bir şeyle yer değiştirebilir. Bu ve diğer metaforlar için tek bir tasvirî yorum yoktur. Metafor yorumları konuşmanın geçtiği bağlamla birlikte “konu” (topic), “araç” (vehicle) iki terimin anlamından elde edilir. Mesela Batı toplumlarında “fil” çok büyük bir boyut veya çok büyük bir hafıza için kullanılabilir. “David bir fildir” metaforu ya David’in çok iri cüsseli birisi olduğu ya da David’in muazzam bir hafızaya sahip olduğu anlamındadır. “Fildir” kelimesi “çok iri cüsseli bir adam” ya da “muazzam bir hafızaya sahip”  ifadeleri ile yer mi değiştirir? Ya da “fildir” kelimesi David’in muhtemel niteliklerini karakterize etmeyi sağlar mı?

Metafor olarak kullanılan şeyin ne ile yer değiştirdiğini tam olarak belirlemenin çözümsüz bir problem olması nedeniyle, yer değiştirme görüşü eski gücünü kaybetmiştir; ancak etkileri devam etmektedir. Bu görüşün temel varsayımları, standart pragmatik teorisiyle yeniden düzenlenmiştir. Bu varsayımlar şunlardır:


1-      Hakikî anlam temeldir ve şartlara bağlı olmayan bir önceliği vardır. Bu varsayımdaki îmâ, hakikî anlamın sorunsuz ve bağlam dışı olduğu, yani ifadelerin hakikî anlamının kullanım bağlamına bakılmaksızın sabit kaldığıdır.


2-      Mecazî anlam hakikî anlamdan, ve hakikî anlamla metaforik anlamın yer değiştirmesinin doğasının keşfedilmesiyle elde edilir. Bu varsayıma göre metaforik yorumlar, yerini metaforik ifadeye bırakan orijinal hakikî ifadenin belirlenmesini gerektirir.


3-      Meteaforu anlamak, hakikî anlamı anlamaktan daha karmaşıktır ve daha bilişsel (cognitive) bir çalışmayı gerektirir. Ayrıca metaforu anlamak, bağlamsal bilgiyi de gerektirir.


 


Bunlara bağlı olarak bir çok dilbilimci ve dil felsefecisi, metaforun anlam teorisi ve anlambilimin dışına taştığı görüşündedir. Dilbilimciler şekil ve anlam arasındaki ilişkiyle, yani kelimelerin ve cümlelerin anlamı ile ilgilenirler. Bir sözcenin (utterance) anlamı dil bilimi terimleri ile belirlenemediği zaman bu tür anlam, inceleme dışı bırakılır. Sodock bu görüşü temsil eder: “Bütün mecazî (non-literal) konuşmalar eş zamanlı dilbiliminin dışına çıkan metaforlardan oluşur.” Dil felsefecileri geleneksel olarak, ifadelerin doğruluk şartları ile ilgilenmişlerdir. Onların görüşüne göre bir ifadenin anlamını bilmek demek, bu ifadenin doğru veya yanlış olabildiği şartları bilmek demektir. Davidson israrla metaforların hakikî anlamın ötesinde ve üzerinde metaforik anlamlarının olduğunu vurgular. Davidson’a göre  hakikî lanlam, dilbilimsel anlamdır ve bağlamdan bağımsızdır, bütünüyle sistematiktir. Sözceler öncelikle kabaca hakikî anlama ulaşarak anlaşılır; daha sonra bu hakikî anlamın ne için kullanıldığı tesbit edilir. Eğer ben “yarın yağmur yağacak” dersem, sadece bir tek hakikî anlam vardır ve bu anlam yorumcu için birincildir. Ancak yorumlayan kişi, ilkesel olarak sınırsız sayıda yorum yapabilir. Bu sözceyi, belirli bir hava tahmininin yanlış olduğunu veya yarın için bir piknik planı yapmamak gerektiğini anlatmak için kullanabilirim. Bu ve diğer muhtemel yorumlar alternatif anlamlar değil, alternatif kullanımlardır.


Şekil, anlam ve kullanım arasındaki bu ayrımlar bir mantıksal sistem olarak dile aittir ve bunlar doğruluk şartları içinde bulunur. Bu klasik görüşte bir cümlenin anlamını bilmek demek, onun doğru veya yanlış olabildiği şartları bilmek demektir. (...) Daha genel olarak dil, bir sözcenin durum veya bağlamından bağımsız olarak hakikîl anlamın elde edilmesine imkan veren, öğrenilen şartlar ve gereklilikler sistemidir. Önce hakikî anlam elde edilir; daha sonra yorumlama işlemi başlayabilir.

Gerçeklik şartlarına bağlı (truth-conditional) anlambilimde anlam ve kullanım arasındaki ayrım, standart pragmatik teorisindeki cümle anlamı ve sözce anlamı arasındaki farka benzer. İlk olarak Grice’ın belirttiği gibi (1975), bir söylemi (discourse) anlama işine dahil olan en az iki tür mantık vardır: Dil mantığı, hakikî veya dilbilimsel anlam için kullanılır. Konuşma (conversation) mantığı insanların konuşucunun niyetlerini anlamak için kullandığı kurallardır ve bu kurallar sözcenin hakikî anlamı ile başlar, sözce anlamı ile sona erer. (sözce anlamı “konuşucu anlamı” ,[speaker meaning], “kastedilen anlam” [intended meaning] veya “taşınan anlam” [conveyed meaning] olarak da bilinir.) Grice’ın  konuşma kuralları (maxims of convesation), onun işbirliği ilkesinden (cooperative principle) kaynaklanır: Dinleyiciler konuşucunun doğru sözlü, uygun, açık ve bilgilendirici olacağını farz eder. Normal olarak, bir konuşucu sözcenin hakikî anlamını kasdettiği zaman bu kurallar açık bir rol oynamazlar. Ancak, her ne zaman bir konuşucu bir konuşma kuralını ihlal eder görünürse bu kurallar sistematik olarak akla gelir. Dinleyiciler konuşucuların işbirliği içinde olduğunu farz eder. Bu yüzden bir kural ihmal edilir gibi göründüğünde, o kural bir konuşma zımnîliği (conversational implicature) olarak görev yapar. Mesela birisi, akşamki bir davete cevap vermek için “Yarın sabah sınavım var” derse bu cevap, davetin reddedilmesi olarak anlaşılır. Bu kişinin yarın sınavı olduğunu söylemesi görünüşte, yapılan davetle ilgisizdir. Ancak cevabın uygun olduğu farz edilirse, cevabın bir başka şeyi, bu kişinin yarın sabahki sınav için akşam ders çalışması gerektiği, dolayısıyla davete ayıracak vakti olmadığını zımnî olarak anlatır.

Buna benzer şekilde bir kişi hakikî anlam itibariyle yanlış bir şey söylediğinde bu da bir konuşma zımnîliği olarak görev yapar. Gururlu bir baba “Kızım bir melektir” dediğinde kimse bu kızın kanatları olduğunu düşünmez. Bunun zıddı, yani birisinin kızının melek olmaması hakikî anlamda doğrudur. Bununla birlikte bu, konuşucunun kasdettiği anlam olarak veya dinleyicinin yorumu olarak uygun değildir. Bu iki durumda da dinleyicilerin konuşucunun kasdettiği anlama ulaşması için hakikî anlamın arkasından gitmeleri gerekir. Searle açık bir görüş ortaya koymuştur: “Bir sözcenin hakikî anlamda alındığında bozuk olduğunu görüyorsanız, cümle anlamından farklı olan bir sözce anlamı arayın” Bu net hüküm doğrudan, felsefe ve psikolojide olduğu kadar dilbilimde de mecazî (non-literal) dil anlayışının üç aşamalı modelini oluşturur:


1 – Sözcenin hakikî anlamını bulun.


2 – Bulunan hakikî anlamı , sözcenin bağlamı (context) ile karşılaştırarak test edin.


3 – Eğer hakikî anlam bir mânâya sahipse bunu sözce anlamı olarak kabul edin. (Yani konuşucunun kasdettiği anlam) Eğer bir mânâsı yoksa bağlam içinde mânâ oluşturan bir alternatif, mecazî anlam arayın.

Bu genel modelin metafora uygulanması oldukça uygundur. Metaforlar genellikle yanlıştır. Bu nedenle, Searle’ın terimiyle, bozuktur. Dinleyici, bir metaforun yanlış olduğunu anladığı zaman onu bu yanlış formundan, uygun benzerlik formuna dönüştürür. Mesela “Avukatım bir balina” sözcesi hakikî olarak yanlıştır. Bu sözceyi “Avukatım bir balina gibidir” şeklinde benzerlik (teşbih) formuna dönüştürerek  dinleyici onu doğru hale getirir. Bu görüşte metaforlar temel olarak kapalı teşbihlerdir ve böyle kabul etmek daha fazla yorum problemi çıkarmaz.


Bu modelin dört tane test edilebilir îmâsı vardır. İlki ve en açık olanı hakikî anlamın sorunsuz ve bağlam dışı olduğudur. İkinci olarak, hakikî anlamın şartlara bağlı olmayan bir birincilliği vardır. Bundan ötürü hakikî anlam, herhangi bir mecazî anlamdan önce bulunur. Yani onlar her zaman mecazî anlamdan daha az zaman ve çaba gerektirir. Üçüncüsü mecazî anlam sadece hakikî anlam bozuk olduğu zaman arandığı için hakikî ve mecazî anlam arasında önemli bir fark vardır: Hakikî anlam otomatik olarak, mecazî anlam ise isteğe bağlı olarak bulunur. Buradaki “otomatik” terimi hakikî anlamın zahmetsiz olduğu ve karmaşık bir işlemi gerektirmediği anlamında değildir. (...) Yukarıda belirtilen üç aşamalı modele göre bu otomatiklik mecazî anlayışa uygun değildir. Mecazî anlam, bir hakikî anlamın bağlam içinde mânâsız olmasıyla tetiklenmelidir.

Dördüncü îmâ, metaforların genellikle hakikî  olarak yanlış oldukları için kapalı bir şekilde  doğru karşılaştırma ifadelerine dönüştürüldükleri ve bir karşılaştırma işlemi aracılığıyla yorumlandıklarıdır.


Bana göre bu iddiaların dördü de yanlıştır.(...)

Hakikî  anlam: Bazı problemler ve Görüşler

Hakikî anlamı mecazî anlamdan ayıran şey nedir? Burada iki sorun vardır: Birincisi insanların bir yorumun hakikî veya mecazî olduğuna nasıl karar verdikleriyle ilgilidir. İkincisi hakikî anlam ve mecazî anlamın üretim şekli ile ilgilidir. İnsanlar aynı veya farklı dil işleyiş mekanizmalarına mı bağlıdır?

Bunlardan ilkini, yani bir anlamın hakikî olup olmadığını anlama görüşünü ele alalım. İnsanlar bir sözcenin mecazî değil hakikî olduğunu nasıl anlarlar?

Bu sorunu ele alabilmek için iki tür işlemi birbirinden ayırmamız gerekir. Dilbilimsel kod çözümü (decoding) ve dilbilimsel yorum. Dilbilimsel kod çözümü teorik olarak tanımlanan fonolojik, leksikal ve sentaktik işlemlerden oluşur. “Teorik olarak tanımlanan” ifadesini vurgulamak isterim; çünkü bir sözcenin hakikî anlamı, analiz için mekanizma sağlayan dilblimsel teoriden ayrı olarak tesbit edilemez. Stern bu görüşü özet bir şekilde ortaya koymuştur: “Bir basit ifadenin hakikî anlamını, onun semantik yorumunu dile getiren dilbilim teorisi verir. Bir cümlenin hakikî anlamı, kurucularının hakikî anlamının bir birleşimidir.(composition)” Bu görüşte, hakikî anlam bir soyutlamadır. Yani dilbilimsel-hakikî anlam özel bir sentaks ve semantik teorisidir. Bu soyut teorik yapının, insanların bir yorumun hakikî veya meteforik olduğuna karar vermelerinde yardımcı olan bir fonksiyonu var mıdır? Evet, vardır. Teorik dilbilimin hakikîyi, dil sisteminin özel teorileri vasıtasıyla açıklaması gibi bir dilin konuşucuları da hakikî kendi sezgisel veya halk arasındaki dil teorileri vasıtasıyla tanımlar. Sözlükler muhtemel ortak kullanımı yansıtır ve Oxgord Amerikan Sözlüğü “hakikl” kelimesini tanımlarken bizim halk dil teorimiz için bir ipucu verir: “Bir kelimenin veya kelime grubundaki bir kelimenin ilk (primary) anlamına uygun, metaforik veya mübalağalı anlamdan ayrılan anlam” (...) Bizim halk dil teorimizde kelimelerin ilk anlamı vardır ve bir kelime grubu veya cümlenin hakikî anlamı, cümle kurucularının ilk anlamının ötesine geçmez. Formal dilbilimsel teorilerden ayrı olarak, kelimelerin ilk yani hakikî anlamı nasıl belirlenir?

Bir imkan olarak bağlama bağlılık (context-dependent) ölçütü kullanılabilir. Hakikî dilin gerçek, doğru, net ve göreceli olarak bağlam dışı olduğu genellikle kabul edilen bir görüştür. Hakikî anlam, sözcenin bağlamına bakılmaksızın aynı kaldığı mânâda bağlam dışıdır.(...) Bundan farklı olarak mecazî anlam alternatif yorumlara açıktır. “Köpekler hayvandır” sözcesinin hakikî yorumu köpeklerin bitki, mineral veya soyut fikirler değil, hayvanlar kategorisine ait olduğu şeklinde bir şeydir. Mecazî yorum ise, köpeklerin, “hayvan oldukları için böyle hareket ettikleri” şeklinde yapılabilir. Bu özel yorum sözcenin bağlamına bağlıdır. Eğer bu sözce “Köpeğim geceleri havlamasını kontrol edemiyor” şeklinde bir şikâyete karşılık olarak söylenmişse, köpeklerin hayvan olduğu iddiası, hayvanlar nâdiren kendilerini kontrol edebildikleri için bu davranışın normal olduğunu söylemenin dolaylı bir şeklidir. Bu yorumda hem hakikî anlam hem de ilaveten dolaylı anlam, taşınan anlamı (conveyed meaning) oluşturur.

Hangi şartlar altında insanlar sadece hakikî anlam yorumu yaparlar? Böyle yalın bir yorumun yapılabileceği bir bağlam düşünmek zordur. “Köpekler hayvandır” önermesi ile dinleyiciye bilgi vermek amacı taşınsa bile, yine de bir yorumlama yapılabilir. Mesela köpekler bitkilerin mukabili olarak mı, yoksa insanların mukabili olarak mı hayvandır? Bu nedenle hakikî anlama dayalı yorumlar dahi dilbilimsel anlamın ötesinde bağlamsal bilgiyi gerektirir. Anlamı kullanım bağlamına bakılmadan anlaşılamayan kelimeleri ele aldığımız zaman bu tablo daha da çetrefilleşir.

Mantıksal bağlayıcılar, anlamları bağlama bağlı bir kelime sınıfı oluştururlar. Sembolik mantıkta “eğer-ise” nin belirlenmiş, bağlam dışı bir anlamı vardır. P ise q önermesi, şu şartlara uyduğu zaman doğrudur: p ve q, p değil ve q, p değil ve q değil. Aynı önerme “p ve q değil” şartı varsa yanlıştır. Eğer p ve q’nun yerine somut olayları koyarsak bazen mantıksal anlam işler, ama genellikle bu gerçekleşmez. Eğer pve q’nun yerine “Yarın güneş doğar” ve “Kumsala gideceğiz” ifadelerini koyarsak aşağıdaki alternatifleri üretebiliriz:


1 – p ve q: Güneş doğar ve biz kumsala gideriz


2 – p ve q değil: Güneş doğar ve biz kumsala gitmeyiz.


3 – p değil ve q: Güneş doğmaz ve biz kumsala gideriz.


4 – p değil ve q değil: Güneş doğmaz ve biz kumsala gitmeyiz.

Hatırlatmak gerekir ki, “p ise q” önermesi, “p ve q” önermesine sahip olduğumuzda yanlıştır.


1 ve 4.alternatiflerin “eğer güneş doğarsa kumsala gideriz” önermesinden kaynaklandığını görüyoruz. Bu nedenle hem mantıksal hem de pragmatik olarak bu önermeyi yanlışlamazlar. Üçüncü alternatif ise problemlidir. Bu önerme mantıksal olarak “eğer-ise” önermesini yanlışlamasa bile, beklentilere ters düşmektedir. “Eğer-ise”nin yorumu belirli bir kullanım bağlamına bağlıdır. “Eğer çimleri biçersen sana 5 dolar vereceğim” önermesinde mantıksal bir zımnîlik (implication) vardır. Bu ifade, “eğer çimleri biçmezsen 5 dolar vermeyeceğim”i  zımnî bir şekilde anlatır. Ancak “eğer sen Amerikan senatörü isen 35 yaşın üzerindesindir” önermesinde ise böyle mantıksal bir zımnîlik yoktur. Bu ikinci örnekte “eğer-ise” ifadesi, senatör olmak için bir ön şart tesbit eder; yani mantıksal bir ilişkiyi ifade etmez.

Diğer bağlayıcılar da doğal dil kullanımında aynı değişikliği sergiler. Mantıkta “p ve q” önermesi, p ya da q’dan biri doğruysa doğrudur. Doğal dilde VE kelimesi çeşitli ilişkileri ifade etmek için kullanılabilir(...) Bu nedenle doğal dilde bağlayıcıların ilk ve temel anlamı bağlam dışı olamaz.

Anlamları kapalı bir şekilde bağlama bağlı olan diğer kelime türleri niteleyiciler (bir, birkaç, biraz vs.), deiktik terimler, sıfatlar ve zamirlerdir. Bunların neye delâlet ettikleri kullanım bağlamları olmadan belirlenemez. “Mutfaktaki bir avuç insan” ifadesi 4-5 kişi için kullanılabilir; ama “stadyumdaki bir avuç insan” ifadesi birkaç bin kişiyi anlatabilir. “Noel burada” bir zamana işaret eder; “gazete burada” bir yere işaret edebilir. (...)

Bunların dışında mesela “açmak” kelimesi de farklı bağlamlarda farklı yorumlara sahiptir:


1 – Kurabiye kutusunu açtı.


2 – Havalardan bahsederek konuşmayı açtı.


3 – Cerrah hastanın göğüs kafesini açtı.


4 – Onun gözlerini açtı.


5 – Onun zihni açıktır.


6 – Pandora’nın kutusunu açtı.


7 – Kocasının yaptıkları konusunda onun gözlerini açtı.

6. ve 7. örneklerde metaforik kullanım olsa da, “açmak” kelimesinin temel bir anlam çekirdeği var gibi görünmektedir. Hakikî kullanım ile metaforik kullanımı ayıran şey nedir? Bu, bir yoruma varmak için kullanılan bağlam olamaz. Belki en yararlı tesbit, “hakikî” kavramının, formel dilbilimsel teori kavramları hariç tutulursa tanımlanamayacağıdır. Bizim halk dil teorimiz içinde, hakikî ve mecazî arasında kesin bir ayrım vardır. Ancak spesifik örneklerle ilgili hüküm verdiğimiz zaman bu ayrım parça parça değil, tasnif edilmiş olur. İnsanlar metaforun dereceleri ile ilgili olarak güvenilir hükümler verebilir. Mesela hakikîden mecazîye doğru aralıksız bir süreklilik (continuum) olduğu öne sürülebilir. Bu bakış açısına göre “hakikî” kavramı, diğer doğal tür kavramları gibi görülebilir. “Meyveler” gibi doğal tür kavramları için açık ve prototipik örnekler vardır: elmalar, muzlar, portakallar gibi. Ayrıca bu kadar açık bir şekilde prototipik olmayan “domates” gibi örnekler de vardır. Hem elma hem domates teknik olarak meyve olsalar da elmanın meyve olduğu konusunda insanlar fikir birliği halindedir; ancak domates için bir anlaşmazlık söz konusudur. Bizim en iyi hakikî anlam tanımımız, en iyi doğal tür kavramı tanımımıza benzer. Diğer taraftan, uzmanların kendi kategorilerine örnekler belirlemek için kapalı teorileri vardır. Dilbilimcilerin bir sözlük, sentaks ve semantik teorileri vardır. Benzer şekilde botanistlerin, bitkileri biyolojik sınıflama teorileri vardır. Bu teoriler içinde genellikle açık kategorik ayrımlar yapılabilir. Ancak, sıradan veya halktan insanların kategorik hükümler için halk teorileri vardır ve hem dil için hem de botanik için parça parça hükümler doğru gibi görünür. Yani, biz meyvenin teknik tanımını bilsek bile domatesin meyve olduğunu söylemekte tereddüt ederiz. (Domates, botanik bilimi açısından bir meyvedir.) (...)

Bu örnek, metaforu değerlendirmenin ve anlamanın birbirinden bağımsız olabileceğini gösterir. İnsanlar metaforik ifadeleri, bütünüyle metaforik olduğunun farkında olmaksızın kullanabilir ve anlayabilirler.  Bu durum elbette, metaforun ve hakikî anlamanın aynı dilbilimsel, bilişsel ve pragmatik prensiplere bağlı olmasıyla mümkündür. Ancak bizim sezgisel halk dil teorimiz hakikî anlamı ilk anlam olarak görür.


"

 
Giriş
Üye Adı

Şifre

Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksınız.

İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Belagat
· Haber gönderen egeedebiyat


En çok okunan haber: Belagat:
Metafor: Merkezi Söz Figürü, Çev.Soner Akşehirli


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 3.37
Toplam Oy: 29


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder


İlgili Konular

Belagat

Tüm hakları saklıdır.